1 Eylül 2008 Pazartesi

TEŞVİK YASASI GELİYOR

TEŞVİK YASASI GELİYORYeniden düzenlenen Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Yasası çalışmalarına hız verildi. Teşvik yasasının yeni yasama yılına yetiştirilmesi beklenirken Kayseri ORTA ANADOLU grubunda Aksaray-Kırıkkale-Kırşehir-Niğde-Nevşehir,Kayseri-Sivas-Yozgat illeri ile birlikte yeralıyor. Enerji, istihdam, vergi, SSK primi, bedelsiz yer tahsisi gibi yatırım ve istihdam imkanlarını artırmaya yönelik düzenlemeleri içeren ''5350 ve 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki'' yasalarının yerine, yatırım ortamını doğrudan ilgilendiren daha geniş çaplı teşvik programı hazırlanıyor. Buna göre, teşvikler, 26 bölgede, çeşitli kategorilere ayrılacak. Teşvik kapsamına alınacak iller, sosyo ekonomik gelişmişlik düzeyine göre belirlenecek. Bölgesel bazda 2009 yılı sonuna kadar 26 ilde kurulması planlanan Kalkınma Ajansları'nın bulunduğu iller, teşvik bölgelerinin ana artelini oluşturacak. Her bir bölge için verilecek teşvikler o illerin potansiyel sektörleri dikkate alınarak dağıtılacak. Her bölge için parasal anlamda ne kadarlık teşvik verileceği konusunda net rakamlar ortaya konulmazken, KOBİ'ler destek kapsamında olacak en önemli figürler olarak ortaya çıktı. Ancak bu kapsamda imalat sanayi dışındaki KOBİ'ler de asıl olarak teşvik kapsamına alınan işletmeler olacak. Yeni teşvik programında KOBİ'lerin ağırlığı hissedilse de Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak, istihdam yaratacak, ihracat ağırlıklı sınırlı sayıdaki büyük projelerde, bölge ayrımı yapılmadan desteklenecek. Bu büyük projeler içinde; otomotiv, ilaç, petro kimya, demir çelik, tekstil gibi sektörler yer alacak. Türkiye'nin dış dünyada rekabetini artıracak nitelikteki bu büyük projelerin, 15 değişik sektörde faaliyet gösterenler arasında olacağı öğrenildi. Teşvikler, yine enerji, vergi muafiyeti, SSK primi başta olmak üzere, bedava arsa tahsisi ve finansmandan oluşacak yardımlardan oluşacak. HAZİNE, TEŞVİK DÜZENLEMESİ İÇİN KOMİTE TOPLANTILARI YAPTI- Öte yandan, teşvik yasasının hazırlanmasında, Hazine Müsteşarlığı bünyesinde, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Çalışmaları çerçevesinde 12 ayrı teknik komite toplantısında, ülkenin verimlilik ve rekabet gücünün artırılmasına yönelik çalışmalar da dikkate alınıyor. Bu toplantılarda, İstihdam, Dış Ticaret, Sektörel Lisanslar, Yatırım Yeri, Gümrükler, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları, Yatırım Promosyonu, KOBİ, AR-GE, Vergi ve Teşvikler komitesi gibi teknik komitelerde çeşitli çalışmalar yapıldı. Bu arada, bu yıl uygulaması sona erecek ''5380 ve 5084 Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Yasası''ndan, en son 2007 tarihinde yararlananların müktesep hakları kademeli olarak 2012 yılına kadar devam edecek. 26 BÖLGE HANGİ İLLERDEN OLUŞUYOR?- Diğer yandan, Anadolu'da üretme, ortak iş yapma, verimli çalışma kültürünün yerleştirilmesi amacıyla kurulan kalkınma ajansları, bölgesel gelişmeyle ilişkili stratejiler hazırlayacak. Bu ajanslar vasıtasıyla bölgelerde, özelikle küçük işletmelere uygun teşvikler sağlanacak. Bu amaçla, şu ana kadar İzmir ve Çukurova'da (Mersin'i de kapsayan) 2 kalkınma ajansı kuruldu. Bu yıl sonuna kadar 3'ü GAP bölgesinde olmak üzere 8 ajans daha kurulmuş olacak. Kalkınma ajansları dikkate alınarak ayrılan 26 teşvik bölgesi ORTA ANADOLU: Aksaray-Kırıkkale-Kırşehir-Niğde-Nevşehir-Kayseri-Sivas-Yozgat illerinden oluştu.

29 Ağustos 2008 Cuma

Abdullah Gül bir yılda neler yaptı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu görevdeki birinci yılını 28 Ağustosta dolduracak. Peki Gül’ün bir yılı nasıl hatırlanacak?


54. Hükümet’te Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü, 18 Kasım 2002′de kurduğu 58. Hükümet’te Başbakan, 2003-2007 yılları arasında 59. Hükümet’te de Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan dönemin AK Parti Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, TBMM’de 28 Ağustos 2007′de yapılan oylamada Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

Seçimin ardından, TBMM’de teşekkür konuşması yapan Gül, ”Kapım herkese açık olacak. Aralarında ayırım gözetmeksizin, bütün siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yakın bir işbirliği içerisinde olacağım” dedi.

Gül, aynı gün TBMM’de ant içtikten sonra Anıtkabir’i ziyaret etti, akşam saatlerinde de 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den görevi devraldı.

-CUMHURBAŞKANLIĞI FAALİYETLERİ-
Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Gül, göreve geldiği 28 Ağustos 2007′den 20 Ağustos 2008 tarihine kadarki dönemde Cumhurbaşkanlığına sunulan 116 kanundan 114′ünü onayladı, 2’sini TBMM’ye iade etti.

Cumhurbaşkanı Gül, 7 Mayıs’ta 5760 sayılı ”Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”u geçici 10′uncu maddesinin, 18 Ağustos’ta 5803 sayılı ”Elektronik Haberleşme Kanunu”nu ise bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ye geri gönderdi.

Gül, atamalar dışındaki işlere ilişkin 4′ü devreden, bin 380′i yeni gelen bin 384 Bakanlar Kurulu kararının bin 360′ını onayladı, 9′unu iade etti. Biri geri alınan kararlardan 14′üne ilişkin işlemler ise sürüyor.

Atamalara ilişkin Köşk’e gönderilen 40 Bakanlar Kurulu kararını onaylayan Cumhurbaşkanı Gül, 834 müşterek kararnamenin 796’sına imza attı, 2’sini iade etti. 27 karara ilişkin işlemler sürerken, kararlardan 9′u geri alındı.

Gül, bu sürede 2’si devreden, 79′u yeni gelen 81 atama, görevden alma ve seçim işleminin 50’sini onayladı, bu yazılardan birini ise iade etti.

Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı görevine gelişinin hemen ardından AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığındaki 60. Hükümet’in kuruluşuna ilişkin kararı da imza attı.

Gül, önüne gelen 6 af dosyasından 3′ünü onayladı, 1′ini iade etti; 1′inin işlemi sürüyor, 1′i ise geri alındı. Cumhurbaşkanı Gül’ün bu kararları arasında kapatılan RP’nin eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın kalan cezasının ‘’sürekli hastalık” nedeniyle kaldırılması da bulunuyor.

-EN ÇOK BAŞVURU MADDİ YARDIM İSTEMİYLE-
Cumhurbaşkanı Gül’e, göreve geldiği 28 Ağustos 2007′den 22 Ağustos 2008′e kadar kurumsal işlemler ya da çeşitli kamu hizmetleriyle ilgili 3 bin 283, kişisel isteklerle ilgili 18 bin 578, Bilgi Edinme Hakkı Yasası ile ilgili 705 olmak üzere toplam 22 bin 566 başvuru yapıldı.

Kurumsal başvurulardan 2 bin 520’sinin işlemi tamamlandı. Bu başvuruların 335′ini ihbar ve şikayet, 396’sını eğitim-öğretim, 147’sini çalışanların sorunları, 61′ini sağlık ve spor, 704′ünü yerel yönetim sorunları, 45′ini yasa ve yönetmelik değişikliği, 109′unu tarım, orman, hayvancılık, arazi ve çevre sorunları, 284′ünü genel ekonomi ve mali konular, 63′ünü ise kültür, turizm, medya, iletişim, 376’sını ise ulaşım, enerji, dış ilişkiler ve doğal afetleri içeren diğer başvurular oluşturdu.

Toplam 18 bin 578 kişisel başvurudan 5 bin 388′ini ilgili yasaya uygun olmayan, daha önce işlem gören ve talep içermeyen başvurular oluştururken, işleme alınan 13 bin 190 başvurudan 13 bin 142’sinin işlemi tamamlandı.

Cumhurbaşkanlığına yapılan kişisel başvuruların 3 bin 956’sını maddi yardım ve destek sağlanması, 2 bin 208′ini iş bulunması, 2 bin 360′ını adalet, bin 212’sini çalışanların sorunlarına ilişkin talepler oluşturdu.

-ÇANKAYA KÖŞKÜ’NÜN KONUKLARI-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, siyasetçilerden şehit ailelerine, sanatçılardan bilim adamlarına kadar farklı alanlardan birçok önemli ismi Çankaya Köşkü’nde ağırladı.

Gül, görevi devraldığı gün Çankaya Köşkü’nde ilk kutlamaları kabul etti. TBMM Başkanı Köksal Toptan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu üyeleri ve bazı milletvekilleri ile çeşitli meslek örgütü temsilcileri Gül’ü kutlamak üzere Köşk’e çıktılar.

Cumhurbaşkanı Gül, 5 ve 7 Eylülde verdiği resepsiyonlarda milletvekilleri, siyasi parti liderleri, askerler, sivil toplum örgütü temsilcilerini, iş adamları ve basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.

Çankaya Köşkü, 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında iki ayrı resepsiyona ev sahipliği yaptı. İlk resepsiyona bakan ve milletvekilleri, üst düzey sivil ve askeri bürokratlar katıldı. Resepsiyonun ilginç ismi ise konser vermek için Türkiye’de bulunan ABD’li sinema yıldızı Kevin Costner oldu. Resepsiyona, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile bu partiye mensup milletvekilleri katılmadı.
Cumhurbaşkanı Gül, 30 Ekim akşamı ise eşi Hayrünnisa Gül ile sanatçılar, sivil toplum ve medya temsilcilerini ağırladı.

Gül, cumhurbaşkanlığının ilk yılında, TBMM’de grubu bulunan ya da bulunmayan siyasi partilerin liderleriyle resepsiyonlar dışında da bir araya geldi.

”Dağlıca saldırısı”nın ardından, TBMM’de temsil edilen siyasi parti liderlerini Köşk’e çağıran Gül, 22 Ekimde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DTP Grup Başkanvekili Ahmet Türk, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ve BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ile ayrı ayrı görüştü.

Gül, mart ayında da başta terörizm ve güvenlik sorunları, Irak’ın kuzeyine yönelik operasyon, bu ülkeyle ilişkiler ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Türkiye ziyaretiyle ilgili bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla TBMM’deki siyasi partilerin liderleriyle bir dizi görüşme yaptı.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile 27 Martta öğle yemeğinde bir araya gelen Gül, aynı gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile de görüştü. Gül, 28 Martta DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ile ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın yanı sıra TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, Hak-İş Başkanı Genel Salim Uslu, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, TİSK Başkanı Tuğrul Kudatgobilik, TZOB Başkanı Şevki Bayraktar ile TESK Başkanı Bendevi Palandöken’i kabul etti.

Çankaya Köşkü’nde 23 Nisan günü verilen öğle yemeğine, TBMM Başkanı Köksal Toptan, TBMM Başkanvekilleri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve 23. Yasama Döneminde TBMM’de temsil edilen siyasi parti liderleri katıldı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise davetli olmasına karşın yemeğe gitmedi.

Gül, DP Genel Başkanı Süleyman Soylu, ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ve Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan ile de 30 Nisanda öğle yemeğinde bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Gül, siyasi parti liderlerinin yanı sıra ”kamuoyunda belli bir konuma sahip” değişik kesimlerden kişilerle de görüştü. Gül, 23 Haziranda ASAM Başkanı Faruk Loğoğlu, TEPAV Başkanı Prof. Dr. Güven Sak ve SETA Başkanı Dr. İbrahim Kalın; 10 Temmuzda eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök; 14 Temmuzda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı, emekli büyükelçi Rıza Türmen ile Çankaya Köşkü’ndeki öğle yemeğinde bir araya geldi.

-ŞEHİT AİLELERİNE İFTAR YEMEĞİ-
Cumhurbaşkanı Gül, Ramazan ayında aralarında şehit aileleri ve gaziler, işçi sendikaları temsilcileri ve işveren temsilcilerinin olduğu grupları Çankaya Köşkü’nde iftar yemeğinde ağırladı.
24 Kasım Öğretmenler Günü’nde öğretmenleri kabul eden Gül, 9 Mayısta da Avrupa Günü dolayısıyla bir resepsiyon verdi.

-”ÇANKAYA SOFRALARI” YENİDEN BAŞLADI-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, göreve başladıktan kısa bir süre sonra ”Çankaya Sofrası” ya da ”Fikir Sofrası” adı verilen öğle yemeklerinde farklı kesimlerden temsilcilerle bir araya gelmeye başladı. Bununla ”Cumhurbaşkanı Gül’ün, entelektüeller ve alanında uzman bilim adamlarıyla periyodik olarak bir araya gelmesinin amaçlandığı” ifade edildi. Gül’ün ilk konukları, 28 Kasımda, tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık ve eski kültür bakanı, edebiyatçı Prof. Dr. Talat Halman oldu.

Gül, şubat ayında Çankaya Köşkü’nde Doğan Hızlan, Selim İleri, Adalet Ağaoğlu, Elif Şafak, Rasim Özdenören ve Hilmi Yavuz’u ağırladı. Edebiyatçıların ardından Cumhurbaşkanı Gül’ün Çankaya Sofrası’ndaki konukları tarihçiler oldu. Gül, Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Yılmaz Öztuna ile 1 Nisanda öğle yemeğinde bir araya geldi.

”Çankaya Sofrası”nın konukları arasında sanatçılar da yer aldı. Cumhurbaşkanı Gül, mayıs ayında Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Mazhar Alanson, Ahmet Özhan ve Zara ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen ile yaklaşık 2 saat süren öğle yemeğinde görüştü.

Yemekli toplantılarda, genel olarak, temsil ettikleri alanlara ilişkin sorunları dile getiren konuklar Cumhurbaşkanı Gül ile güncel konuları da konuşup, tartıştılar.

-DESTEKLENEN PROJELER-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, himayelerine aldıkları projelerle de gündeme geldiler.

Cumhurbaşkanı Gül, ”Trafikte Dikkat 10 Bin Hayat” projesiyle trafik kazalarına dikkati çekerken, Hayrünnisa Gül de toplumda okuma bilinci oluşturmak, okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla ”Konuşan Kitap Şenliği” adlı etkinliğe destek verdi.

Türk bilim dünyasının ”önemli ödülleri” arasında gösterilen TÜBİTAK Bilim ve Teşvik Ödülleri ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun ”Doğru ve Güzel Türkçe Kullanımı” ödüllerinin Köşk’te Cumhurbaşkanı Gül’ün himayesinde düzenlenen törenlerle sahiplerini buldu.

-ÇANKAYA KÖŞKÜ HALKA AÇILACAK-
Abdullah Gül’ün görevdeki ilk günlerinde basın mensuplarına Çankaya Köşkü’nün kapıları açılarak, vatandaşların da Köşkü gezebilmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılacağı duyuruldu. Bir grup gazeteci, 24 Eylülde cumhurbaşkanlarının ikamet ve çalışma için kullandıkları bölümleri gezdiler. Gazeteciler aracılığıyla kamuoyunun da bilgilendirilmesi amaçlanan gezi sırasında, haftanın belli bir gününde rehberler eşliğinde Köşk’ün halka açılmasının da planlandığı, çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı Çankaya Yerleşkesi’ndeki yeni hizmet binası da ihtiyaçlara daha iyi cevap verebilmesi için tadilattan geçirildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, makamındaki çalışmalar nedeniyle günlük çalışmaları ve kabullerini bir süre Pembe Köşk’te yürüttü.

Bu arada, Cumhurbaşkanlığının internet sitesi de yenilendi. Temmuz sonunda yenilenen sitede güncel bilgilerin, Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşmalarının ve açıklamaların yanı sıra yurt içi ve yurt dışındaki ziyaret ve etkinliklere ilişkin fotoğraf ve videolar da yer alıyor. Site aracılığıyla Gül’ün yanı sıra önceki cumhurbaşkanlarının bilgi ve görüntülerine de ulaşılabiliyor. Sitede, Çankaya Yerleşkesi içerisindeki Atatürk Müze Köşk’te 360 derece görüş açılı sanal tur da yapılabiliyor.

JAPONYA’YA RESMİ ZİYARETTE BULUNAN İLK TÜRK CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görevde bulunduğu bir yılda 17 ülkeye 21 ziyaret yaptı, Türkiye’de birçok yabancı devlet başkanını ağırladı.

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildiği 28 Ağustos 2007′de göreve geldikten sonra ilk yurtdışı gezisini 18-19 Eylül günlerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yaptı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve diğer yetkililerle bir araya gelen Gül, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adada barış sembolü olduğunu söyleyerek, barışın adaya hakim olacağı inancını dile getirdi.

Gül, uzun yıllar Türkiye’yi temsil ettiği Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM), 2 Ekim 2007′de bu kez cumhurbaşkanı olarak konuk oldu. AKPM Başkanı Rene van der Linden’in resmi davetlisi olarak 2-4 Ekim günleri arasında Fransa’nın Strasbourg kentine giden Cumhurbaşkanı Gül, AKPM Genel Kurulu’na hitap etti.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in davetlisi olarak 6 Kasımda Bakü’ye giden Gül, bu ülkenin ikinci büyük kenti Gence’yi de ziyaret etti.

Gürcistan, Cumhurbaşkanı Gül’ün dördüncü yurt dışı durağı oldu. 20-21 Kasımda Gürcistan’ı ziyaret eden Gül, Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu’nun Gürcistan ayağının temel atma törenine katıldı.

Cumhurbaşkanı Gül, İzmir’in EXPO 2015 adaylığı için Fransa’nın başkenti Paris’e giderek Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. Gül, 25 Kasımda başlayan 3 günlük özel ziyaretinde Fransa Başbakanı François Fillon’u da kabul etti.

Gül, 2-3 Aralık 2007′de Pakistan’a resmi ziyarette bulundu. Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in davetlisi olarak bu ülkeye giden Gül, Müşerref’in yanı sıra Benazir Butto ve Navaz Şerif’in aralarında bulunduğu siyasi liderlerle de görüştü.

Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbangulu Berdimuhammedov’un davetlisi olarak 5-7 Aralıkta Türkmenistan’a giden Gül, başkent Aşkabat’taki temaslarının ardından Daşoğuz kentine geçti. Gül’ün ziyareti, Türkmenistan’a 7 yıl sonra cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret oldu.

Cumhurbaşkanı Gül, 12-15 Aralık 2007 tarihleri arasında da Kazakistan’ı ziyaret etti. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in davetlisi olarak bu ülkede bulunan Gül, başkent Astana ve Almaatı’da resmi temaslarda bulundu.

-11 YIL ARADAN SONRA ABD’YE İLK ZİYARET-
Cumhurbaşkanı Gül’ün 2008 yılındaki ilk yurtdışı durağı ABD oldu. ABD Başkanı George W. Bush’un davetlisi olarak bu ülkeye giden Gül, 7-11 Ocak günleri arasında Washington ve New York’ta temaslarda bulundu. Gül’ün ziyareti, ABD’ye 11 yıl aradan sonra Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk resmi ziyaret oldu.

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in davetlisi olarak 14 Ocakta bu ülkeye giden Gül, başkent Kahire ve İskenderiye’yi ziyaret etti.

Gül, 19 Ocakta Suriye Devlet Bşkanı Beşar Esad’ın daveti üzerine, ”Şam Yılı, Arap Ligi Kültür Başkenti” etkinliklerinin açılış törenine katılmak üzere, günübirlik ziyaret gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Gül, Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halifa El Tani’nin davetlisi olarak 3 günlük resmi ziyaret için 5 Şubatta Katar’a gitti.

Romanya Devlet Başkanı Traian Basescu’nun davetlisi olarak 2 Mart’ta bu ülkeye giden Gül, başkent Bükreş’teki temaslarının ardından 4 Mart’ta yurda döndü.

Cumhurbaşkanı Gül, 13-14 Mart günlerinde Senegal’in başkenti Dakar’da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü 11. Zirve Konferansı’na katıldı. Zirvede, Türkiye; Senegal, Mısır ve Filistin ile Başkanlık Divanı’nda yer aldı.

EXPO 2015′e ev sahipliği yapacak kentin belirleneceği toplantı için 31 Martta Fransa’nın başkenti Paris’e giden Gül, oylamanın hemen ardından Türkiye’ye döndü.

Cumhurbaşkanı Gül, 2-4 Nisanda Bükreş’te düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere bir kez daha Romanya’ya gitti.

Makedonya da 1-3 Mayıs günleri arasında Cumhurbaşkanı Gül’ü ağırladı. Cumhurbaşkanı Branko Crvenkovski’nin daveti üzerine, Ohri kentinde düzenlenen 15. Orta Avrupa Ülkeleri Cumhurbaşkanları Zirvesi’ne özel konuk olarak katılan Gül, Manastır’ı da ziyaret etti. Gül, Makedonya’nın başkenti Üsküp’e de geçerek resmi temaslarda bulundu.

-JAPONYA’YA İLK ZİYARET-
Gül, tarihi önem taşıyan yurtdışı ziyaretlerinden birini de Japonya’ya yaptı. ”Türkiye’den Japonya’ya, Cumhurbaşkanı düzeyinde gerçekleşen ilk ziyaret” olma özelliğini taşıyan gezi 5 gün sürdü. Japonya’ya gitmek üzere 3 Haziranda Ankara’dan yola çıkan Abdullah Gül, 5 Haziranda İmparator Akihito ile görüştü. Tokyo’daki temaslarının ardından Kushimoto’ya geçerek Türk Müzesi ve Ertuğrul Şehitlik Anıtı’nı ziyaret eden Gül, sanayi kenti Osaka’da da temaslarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Gül, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Stjepan Mesiç’in davetlisi olarak, 10 Haziranda başkent Zagreb’e gitti. Gül, tarihi Dubrovnik kentini de gezdikten sonra 12 Haziranda Türkiye’ye döndü.

Kazakistan, Cumhurbaşkanı Gül’ün bir yıllık dönemdeki yurt dışı gezilerinin sonuncusu oldu. Gül, Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in daveti üzerine, Astana’nın başkent ilan edilmesinin 10. yıl dönümü törenlerine katılmak üzere 4 Temmuzda bir kez daha Kazakistan’a gitti. Törenlere Gül’ün yanı sıra Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan, Gürcistan, Ermenistan’ın da aralarında bulunduğu 8 ülkenin devlet başkanları katıldı. Gül, 3 günlük ziyareti çerçevesinde bazı liderlerle ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

-MİLLİLER YARI FİNALDE-
Cumhurbaşkanı Gül’ün ”en heyecanlı” yurt dışı gezisi ise İsviçre’nin Basel kentine 25 Haziranda yaptığı ziyaret oldu. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yarı finale yükselen A Milli Futbol Takımını yalnız bırakmayan Gül, Almanya ile oynanan maçı şeref tribününden izledi.

Gül’e; KKTC, Azerbaycan, Pakistan, ABD, Mısır, Senegal, Japonya, Hırvatistan gezilerinde eşi Hayrünnisa Gül de eşlik etti.

Geçen bir yıl içerisinde Cumhurbaşkanı Gül’ün planlanan bir gezisi de ertelendi. Gül’ün, Türkiye’nin Afrika açılımı çerçevesinde planlanan ve 26 Şubatta başlaması öngörülen Tanzanya, Demokratik Kongo ve Kongo’yu kapsayan ziyareti, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyindeki terör örgütü unsurlarına yönelik kara harekatı nedeniyle başka bir tarihe atıldı.

-II. ELIZABETH 37 YIL ARADAN SONRA TÜRKİYE’DE-
Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığındaki ilk yılında 19 yabancı devlet başkanını ağırladı.

Gül’ün ilk konuğu Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev oldu. Nazarbayev Ankara’ya yaptığı özel ziyaretinde Cumhurbaşkanı Gül’ü göreve seçilmesinden dolayı tebrik etti.

Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz’in yanı sıra Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ve eşi Esma Esad’ı Ankara’da konuk eden Gül, 13 Kasım 2007′de İsrail ve Filistin liderlerini de Ankara’da buluşturdu. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetim Başkanı Mahmud Abbas Ankara Forumu Toplantısı’nda bir araya gel.

Cumhurbaşkanı Gül’ün davetlisi olarak Ürdün Kralı Abdullah, Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç, Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Saleh, Senegal Cumhurbaşkanı Abdoulaye Wade, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan Ahmet el Beşir, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbangulu Berdimuhammedov, Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Ahmet El Cabir El Sabah da Türkiye’yi ziyaret ettiler.

Cumhurbaşkanı Gül’ün konukları arasında en ilgi çekeni ise İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth oldu. II. Elizabeth ve eşi Edinburg Dükü Prens Philip 13-16 Mayıs günleri arasında Türkiye’ye resmi ziyaret gerçekleştirdi. 37 yıl aradan sonra gerçekleşen ziyaret, dünya basınında da geniş yer buldu. Kraliçe, Ankara’nın yanı sıra İstanbul ve Bursa’ya da gitti. İngiltere Veliaht Prensi ve Galler Prensi Charles da Kasım 2007′de Türkiye’yi ziyaret etmiş, Cumhurbaşkanı Gül, 27 Kasımda Prens Charles’ın onuruna akşam yemeği vermişti.

Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer de Gül’ün konuğu olarak 19-22 Mayıs günleri arasında Türkiye’deydi. Gül, konuk cumhurbaşkanıyla memleketi Kayseri’ye giderek incelemelerde bulundu. Fischer ve eşi İstanbul ve Kapadokya’yı da gezdi.

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa El Halife’yi ağustos ayında Ankara’da konuk eden Cumhurbaşkanı Gül, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı 14 Ağustosta ve Romanya Devlet Başkanı Traian Basescu’yu da 21 Ağustosta İstanbul’da ağırladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Cumhurbaşkanı Gül’ün davetlisi olarak 3-4 Ocak ve 6 Martta Türkiye’ye geldi.

Cumhurbaşkanı Gül, devlet başkanlarının yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un da aralarında bulunduğu çok sayıda konuk bakan, temsilci ve siyasiyle de bir araya geldi.

-YURT İÇİ ZİYARETLERİN İLKİ GÜNEYDOĞU’YA-
Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı görevine seçildikten sonra değişik kentleri de ziyaret etti. Zaman zaman İstanbul’a giderek, Cumhurbaşkanlığının buradaki yerleşkesinde çalışmalarını sürdüren Gül, kentteki birçok uluslararası organizasyona da katıldı.

Cumhurbaşkanı Gül, 28 Ağustosta cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ilk ziyaretini İstanbul’a yaptı ve 31 Ağustosta Hava ve Deniz Harp Okullarının diploma törenlerine katıldı.

Gül’ün tek bölgesel ziyareti 11-14 Eylül günleri arasındaki Van, Hakkari, Siirt, Şırnak ve Diyarbakır’ı kapsayan Güneydoğu Anadolu gezisi oldu.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören Anayasa değişikliğine ilişkin 21 Ekimdeki referandumda oy kullanmak için memleketi Kayseri’ye giden Gül, aynı gün Ankara’ya döndü. Aynı gece, Dağlıca’daki terörist saldırı sonrasındaki gelişmelerin değerlendirilmesi amacıyla Cumhurbaşkanı Gül başkanlığında, Çankaya Köşkü’nde, geniş katılımlı ”terör zirvesi” yapıldı.

Gül, 17 Aralıkta Konya’ya giderek Şeb-i Aruz törenlerine de katıldı.

Programlı Kayseri ziyaretini 25-26 Ocak 2008 tarihlerinde gerçekleştiren Gül, çeşitli açılış ve temel atma törenlerinin yanı sıra anne ve babasını da ziyaret etti, kızı ve damadı adına oluşturulan ”Kübra-Mehmet Sarımermer Hatıra Ormanı”na ağaç dikim törenine iştirak etti.

”Gazi” unvanı verilişinin 87. yıl dönümü dolayısıyla 8 Şubatta Gaziantep’e giden Gül, 12 Şubatta da Kahramanmaraş’ın kurtuluş yıl dönümü kutlamalarına katıldı. Gül, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 93. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene katılmak üzere Çanakkale’deydi.

44. Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Türkiye Bisiklet Turu’nun ödül törenine katılmak üzere 18 Nisanda Antalya’ya giden Gül, ziyaretlerinin ardından turizm yatırımcılarıyla bir araya geldi,bisiklet turunun ödül törenine katıldı.

Cumhurbaşkanı Gül, 10 Mayısta günü birlik ziyaret için Bursa’daydı. Tarihi Kentler Birliği Sempozyumu’na katılan Gül, çeşitli ziyaretlerde bulundu.

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) kongresine katılmak üzere 24 Mayısta Bodrum’a giden Gül, kongrenin açılış oturumunda konuştu. Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, yatla Bodrum koylarını da gezdiler.

Gül, BTK’nın Türkiye ayağının temel atma töreni için 23 Temmuz’da Kars’a gitti; çeşitli açılış ve temel atma törenlerine katılan Gül, Ani Harabeleri’ni gezdi. Cumhurbaşkanı Gül, 24 Temmuz’da Aliyev ve Saakaşvili ile BTK Demiryolu Temel Atma Töreni’ne katıldı.

Abdullah Gül, 26-27 Temmuz günlerini memleketi Kayseri’de geçirdi; babasının bağ evinde basın mensuplarını ağırladı. Gül, eşi Hayrünnisa Gül ile 6 Ağustosta kısa süreli tatil için Muğla’ya gitti.

Cumhurbaşkanı Gül, 45. Ulusal, 19. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne katılmak üzere 16 Ağustos Cumartesi günü Nevşehir’deydi.

-İSTANBUL: ULUSLARARASI TOPLANTILARDAN F1′E-
Cumhurbaşkanı Gül, geçen bir yılda Genişletilmiş Irak’a Komşu Ülkeler Toplantısı, Türkiye-Pasifik Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı, 75. Dil Bayramı, 23. İSEDAK Toplantısı, Kızılay’ın 140. kuruluş yıl dönümü resepsiyonunun da bulunduğu birçok etkinlik dolayısıyla İstanbul’a gitti ve çalışmalarını burada sürdürdü.

Gül’ün ev sahipliğinde ”Ortak Bir Gelecek İçin Dayanışma ve İşbirliği” sloganıyla düzenlenen Türkiye-Afrika İşbirliği Zirve Toplantısı 18-20 Ağustos 2008 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi.

Göngören semtinde 27 Temmuzda meydana gelen terör saldırısından üç gün sonra İstanbul’a giden Gül, olay yerinde incelemelerde bulundu, yaralıları ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Gül, 15 Kasım 2007′de Şırnak’ta teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Piyade Üsteğmen Gökhan Yavuz ve Piyade Er Gökhan Soylu’nun İstanbul’daki cenaze törenlerine de katıldı. Gül, ayrıca Prof. Dr. Sabahattin Zaim, geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitiren Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan, şair ve eski milletvekili Erdem Bayazıt’ın cenaze törenleri için de İstanbul’daydı. Cumhurbaşkanı Gül, dünürü iş adamı Abdullah Sarımermer’in vefatını da İstanbul’da öğrendi.

Abdullah Gül, 11 Mayısta İstanbul’da Formula 1 heyecanını da yaşadı. ”Türkiye’yi tanıtan en iyi organizasyonlardan birisi” olarak nitelediği Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix’sini izleyen Gül, burada Formula 1′in patronu Bernie Ecclestone ile bir araya geldi ve yarışta birinci olan Ferrari pilotu Felipe Massa’ya ödülünü verdi.

-KIZINI EVLENDİRDİ-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, göreve başladıktan kısa süre sonra tek kızını evlendirerek, ilk kez bu heyecanı yaşadı.

Hayrünnisa-Abdullah Gül çiftinin ortanca çocuğu Kübra Gül, Mehmet Sarımermer ile 14 Ekim 2007′de İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen nikah töreniyle evlendi. Kübra-Mehmet Sarımermer için Adile Sultan Yalısı’nda düğün yemeği verildi.

Kayseri Saat Kulesi Ve Muvakkithane

Kayseri Saat Kulesi ve Muvakkithane

Kayseri , Cumhuriyet Meydanı’nın ortasında bulunan Saat Kulesi ve ona bitişik olan Muvakkithane Kayseri Mutasarrıfı Haydar Bey döneminde 1906 yılında yaptırılmıştır. Saat Kulesi’nin yapım masrafları Vilayet Muhasebe-i Hususiyesi tarafından karşılanmıştır. Saat Kulesi’nin mimarı bilinmemektedir.

Saat Kulesi’nin bitişiğindeki Muvakkithane’nin muvakkitlik için kullanılıp, kullanılmadığı da belli değildir. Bu yapı önce yakınındaki askerlik dairelerinin mübaya işlemleri için kullanılmış, daha sonra Belediye Turizm Bürosu olarak hizmet görmüştür.

Atatürk 13 Ekim 1924′te Kayseri’ye ikinci gelişinde burada halkın dilek ve şikayetlerini dinlemiştir.

Saat Kulesi kare planlı, 10 m. yüksekliğinde olup, silmelerle üç kata bölünmüştür. Üzeri de piramidal çinko külah ile örtülüdür. Kesme taştan yapılmıştır. İçeriye doğu yönündeki yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. İçerisi silindir şeklinde olup, ortadaki helezoni bir merdivenle saatin bulunduğu bölüme çıkılmaktadır. Merdivenin ortasında 30 cm. çapında yuvarlak bir açıklık bırakılmıştır. Buradan saatin kurularak çalışmasını sağlayan silindir şeklindeki madeni ağırlık sarkmaktadır. Kulenin dört yöne bakan saat kadranları bulunmaktadır. Saat Kulesinin üzerinde dört tarafta yönleri gösteren dört çubuk bulunmakta, bunun ortasında da rüzgarın yönünü gösteren bir ok işareti bulunmaktadır.

Kulenin kuzeybatı köşesine bitişik olarak yapılan ve kuzeyden bir kapı ile muvakkithane içerisine girilen saatçi odasının yanlarında sivri kemerli pencereler bulunmaktadır. Muvakkithanenin dört yan duvarının üzeri üçgen alınlıklar üzerine oturmuş çinko çatı ile örtülmüştür. Kesme taştan yapılan bu yapının duvarları arasına siyah taş bordürler yerleştirilmiştir.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Kayseri Hakkında Genel Bilgi

İç Anadolu Bölgesi’nde büyük bir bölümü, Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde de küçük bölümleri olan Kayseri, kuzeyinde Yozgat ve Sivas, doğusunda Sivas ve Kahramanmaraş, güney ve güneydoğusunda Adana, güneybatısında Niğde, batısında da Nevşehir illeri ile çevrilidir. Kayseri, İç Anadolu platosunun güneydoğu ucunda yer almakta olup, sönmüş bir yanardağ, iki dağ sırası ve bunların arasında kalan plato ve çöküntü alanlarından oluşmuştur. İlin en yüksek noktası olan Erciyes Dağı (3.917 m.) sönmüş bir yanardağdır.

Erciyes, III. Zaman ortalarından başlayarak çeşitli dönemlerde etkinlik gösteren, lav ve tüf püskürten eski bir yanardağdır. Bu özelliği ile Erciyes Dağı türlü yaştaki volkanlardan oluşmuştKayseri Hakkında Genel Bilgiur. Toros orojenez kuşağı ile İç Anadolu’nun volkanik kütlelerinden oluşan, püskürmelerle ortaya çıkan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu dağların en önemlisi olan Erciyes’tir. Erciyes Dağı’nın çevresindeki tepe ve platolar Kayseri yöresinin bugünkü yapısını belirlemiştir. Erciyes Dağı üzerinde IV. Zaman’da oluşan buzullar ise aşındırma yoluyla dağın yüksek kesiminde geniş ve derin sirkler (buz yalakları) ortaya çıkarmıştır

Kayseri’yi engebelendiren dağlar üç sıra halindedir. Bunlardan ikisi yer kabuğu hareketleriyle kırılma ve kıvrılmalara uğrayarak yükselmiş dağlardır. Diğer grup ise Orta Toroslar’ın Orta Anadolu’ya kıvrılan bölümünün uzantılarıdır. Bu dağlar birbirinden çöküntü havzalarıyla ve yüksek platolarla ayrılmıştır. İl alanını engebelendiren birbirine paralel üç dağ grubundan en kuzeyde olanı Erciyes ile başlayıp, Koramaz Dağı’yla (1.900 m.) süren bu dağ sırası, son kabartısını il sınırlarının kuzeyinde, Hınzır Dağı’nda (2.500 m.) gösterir. Koramaz ve Hınzır dağları kırıklı-kıvrımlı dağlar niteliğindedir. Diğer bir dağ grubu, ilin güneyinde Süveğen dağı ile başlar. Aygörmez (2.094 m.) ve Köşkerli (2.000 m.) dağları ile süren sıra, Kepekli dağı (2.225 m.) ile Uzunyayla’ya doğru uzanır. İlin kuzeydoğu-güneybatı uzantılı üç dağ sırasının en güneyindeki son grubunu oluşturan Tahtalı Dağları; Bakırdağı, Beydağı, Soğanlı Dağı ve Gövdeli Dağı gibi kabartılardan oluşmaktadır. Orta Toroslar’ın uzantıları olan bu sıradağın birçok noktası 2500 metrenin üzerindedir.

Kayseri’nin yüzde 49,1 gibi önemli bir bölümü, plato biçimindeki yüksek düzlüklerle kaplıdır. Bunlar bazı yerlerde akarsularla yarılmış yüksek plato düzlükleri, bazı yerlerde de dağlar arasında uzanan ve yine derin vadilerle parçalanmış havzalar durumundadır. Bu tür düzlüklerin bir bölümü, Kayseri ve Develi ovalarının çevresinde yer almıştır. Kayseri Ovası’nın kuzeyi ile Develi Ovası’nın doğu ve batısında yer alan bu platoların yüzeyi yer yer engebelidir. Ova tabanından 100-300 m. yükseklikteki platolar üzerinde tepelik ve dalgalı alanlar da geniş yer tutar. Bunlardan Kayseri Ovası’nın kuzeyinde, Erkilet ile Kızılırmak vadisinin arasında yüksekliği 1.300-1.400 m. olanı volkanik malzeme ile örtülüdür. Bu platolar kalker, marn ve kil gibi katmanlarla andezit, bazalt, tüf gibi volkanik taşlardan oluşmuştur.

Kızılırmak’ın kuzey ve güneyinde 16 km. uzunluğunda, 1.500 m. yüksekliğinde Sultan Sekisi ile Amarat düzlükleri bulunmaktadır. Bunlar kalkerler ve lavlarla örtülü yüksek düzlüklerdir. Ayrıca Uzunyayla ve Zamantı teknesi, akarsularla derin biçimde yarılmış, plato görünümlü havzalardır.

Kayseri İli’nde yer yer dar ve derin boğaz görünümü alan vadiler bulunmaktadır. Bunlardan Zamantı vadisi aynı zamanda tektonik çöküntüdür. İl topraklarındaki çöküntü havzalarının tabanlarında oluşmuş geniş ovalar, genellikle dışarı akışı olmayan kapalı havzalardır. İl sınırlarına Ebülhayır Köyü’nün güneydoğusunda giren Kızılırmak vadisi, Küpeli’nin güneyinde dar ve derin bir boğaz oluşturur. Vadi, Obruk Köyü’ne kadar bu durumunu korur. Obruk’un kuzeyinde genişleyen Kızılırmak vadisi, Mollahacı Köyü yakınında yine dar ve derin bir boğaz biçimini alır.

İl topraklarının kuzeybatısında, Erciyes Dağı’nın kuzeyindeki Kayseri Ovası, yaklaşık 890 km2 lik yüzölçümüyle, Kayseri’nin ve Yukarı Kızılırmak bölgesinin en geniş ovalarından birisidir. Kayseri Ovası’nın doğusunda Karahöyük (Kültepe) ve Engir gölü sazlığı, batısında ise Karasazlık gibi geniş bölümleri kurutulmuş bataklıklardan oluşan ovanın batı kesimi, Anbar ovası adıyla anılmaktadır. İlin ve Erciyes Dağı’nın güneybatısında yer alan Develi Ovası yaklaşık 1000 km2’lik yüzölçümüyle, Kayseri’nin olduğu gibi Yukarı Kızılırmak bölgesinin de en geniş ovalarından biri olup, tektonik bir çöküntü alanında yer almaktadır. Ovada, çevredeki dağlardan inen akarsular ve kar sularının oluşturduğu taşkınlar sonucu ortaya çıkan Sultansazlığı, Kurbağa, Deve ve Yay Gölleri gibi bataklık ve gölcükler de vardır. Kayseri’de bu ovaların dışında, Gölova (Palas) ve Sarıoğlan ovaları Kayseri Ovası çöküntü alanından, Şarkışla’ya doğru uzanan tektonik çöküntü kuşağındaki küçük ovalardan başlıcalarıdır. Bu iki ova, birbirinden yüksekliği 1.300-1.350 m. olan tepeler ve dalgalı bir alanla ayrılmıştır. Bunlardan 1.106 m. yükseklikteki, 100 km2 yüzölçümlü Gölova (Palas) kapalı bir çanak durumunda olup, üzerinde Tuzla gölü yer almaktadır.

İl toprakları Kızılırmak ve Seyhan havzaları içinde kalmaktadır. İlin önemli akarsuları Kızılırmak havzasında yer alan Kızılırmak, Sarımsaklı Suyu ve Seyhan havzasında kalan Zamantı Irmağı’dır. Ayrıca Kayseri’de bunların dışında irili ufaklı birçok dere ve çay da bulunmaktadır.

Kızılırmak’ın yaklaşık 128 km.lik bölümü Kayseri İl sınırları içindedir. İl topraklarına kuzeybatıda, Ebülhayır Köyü yakınlarında giren Kızılırmak, bir süre kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda aktıktan sonra, yine kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunu alır ve akışına kuzeye doğru dirsek yaparak devam eder. Kızılırmak bir süre aynı yönde aktıktan sonra kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunu alarak Bahçe Köyü’nün güneybatısında il sınırları dışına çıkar.

Kayseri’nin düğer önemli akarsuyu Zamantı Irmağı’dır. Seyhan Irmağı’nın iki büyük kolundan biri olan ve il topraklarındaki uzunluğu 230 km. olan bu ırmak, Uzunyayla ortalarında, Örenşehir Bucağı yakınlarında Şerefiye Köyü’nde doğar. İlk kaynaklarını Uzunyayla’dan aldıktan sonra kabaca kuzey-güney doğrultusunda akar. Derin vadiler içinde akarken Boran, Çermişek, Kuş, Tahtacık, Bercan, Tahtalımezar, Kuru ve Alagöz gibi çay ve dereleri de ona katılır.

İl sınırları içerisinde yer alan göllerden bazıları sazlık ve bataklıklar durumundadır. Develi Ovası’nın güneyinde yer alan Sultansazlığı çok sayıda dereyle sulanmakta olan geniş bir bataklıktır. Bir bütün halinde olmayıp, adacıklar biçiminde parçalanmış olan sazlıkta birtakım küçük gölcükler de oluşmuştur. Eğrigöl ve Sarp Gölü bunlar arasındadır.
Develi Ovası’nın ortasında, yaklaşık 94 km2 lik bir alan kaplayan suları tuzlu olan Yay Gölü’nün derinliği ancak 2 m.ye ulaşabilmektedir. Yaz aylarında göl sularının bir bölümü çekilince tuz yüzeye çıkar. Sarıoğlan İlçesi’nin güneybatı kesiminde, Palas Ovası’ndaki Tuzla gölü, sazlık ve bataklıktır. Bu gölden de tuz elde edilebilmektedir. İl merkezinin 13 km. kuzeydoğusunda ise Engir Gölü yer almakta olup, 0.4 km2 lik bir alanı kaplar. Yüzölçümü 16.917 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; toplam nüfusu 1.060.300’dür.

Orta Anadolu ikliminin hakim olduğu Kayseri’de kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kuraktır. Ancak iklim, yükseltiye göre yer yer farklılıklar göstermektedir. Buna bağlı olarak, çukurda kalan bölgelerde daha yumuşakken, yaylalardan dağlık kesimlere doğru gidildikçe sertleşir. Yağış miktarı ise, ilin yüksek kesimlerinde yer alan bölgelerinde daha fazladır. İli’in birçok yerinde bozkır iklimi özellikleri vardır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yüksek yerlerde ise yayla iklimi hüküm sürer.

İl topraklarında, dağ ve tepelik alanlarda da bozkır bitki örtüsü egemendir. İlin yüksek kesimlerinde yer yer iyi orman örtüsüne de rastlanırsa da topraklar genellikle orman ve çalılıklar ile kaplıdır. İlin güney kesiminde Toros Dağlarının yer aldığı bölümde karaçam, kızılçam, göknar, ladin ve meşe türleri bulunmaktadır. Dağlar arasındaki çöküntü havzalarında ve ovalarında önceleri bozkır örtüsünün egemen olmasına karşılık, bu kesimler daha sonra geniş ölçüde tarım alanı durumuna getirilmiştir. Dağların etek bölümleri ise genellikle bağlık ve bahçeliktir.

İlin ekonomisi, tarım, hayvancılık, halı ve el dokumacılığı, sanayii, turizm, madencilik ve ticarete dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, arpa, buğday, şeker pancarı, patates, çavdar, mısır, soğan, nohut, kuru fasulye, ay çiçeğidir. Ayrıca sebze ve meyve de üretilmektedir. Kayseri’de meyve suyu fabrikalarının kuruluşu meyveciliğin gelişmesini sağlamıştır. Zerdali, kayısı, armut, erik, elma ve ceviz yetiştirilir. Hayvancılıkta ise koyun, kıl keçisi, manda, at, sığır, tavuk, hindi ve yetiştirilip, arıcılık yapılmaktadır. Hayvancılığa bağlı et ve et ürünlerinden sucuk ve pastırması ile ünlüdür. Kayseri ve çevresinde el dokuması, döşeme yaygıları, halıları yapılmaktadır. Bunların desenleri, renkleri ve kaliteleri çeşitli olup, havları kısa atkı ve çözgüleri pamuktan, düğümleri yündendir. Son yıllarda düğümlerde yapay ipek de kullanılmaktadır.

Kayseri, elverişli ulaşım ve enerji olanakları ve zengin yeraltı kaynaklarının yanı sıra sanayisi de gelişmiş illerdendir. Cumhuriyetin ilanından sonra sanayi yönünden Kayseri’ye ağırlık verilmiştir. 1926 yılında Bünyan Halı İpliği Fabrikası, Kayseri Tayyare Fabrikası ve Tank Tamir Fabrikası, 1927 yılında açılan Ankara-Kayseri demiryolu, 1929’da yöreye elektrik sağlamaya başlayan Bünyan Hidroelektrik Santralı, 1930’da yapılan Kayseri-Sivas-Samsun karayolu, 1933 yılında yapılan ve İli Akdeniz’e bağlayan Kayseri-Ulukışla demiryolu ve 1935 yılında kurulan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası İlde sanayiinin gelişmesine katkısı olan önemli kamu yatırımlarıdır. Orta Anadolu Krom İşletmesi, Kayseri Pamuklu Sanayii Müessesesi, Çinko, Kurşun, Metal Sanayii, Şeker Fabrikası, Yem Fabrikası belli başlı sanayi kuruluşlarıdır.

Kayseri’de kış ve doğa sporlarının rolü ekonomide önemlidir. Erciyes Dağı Kayak tesisleri ile Tekirbeli’ndeki tesisler kış sporları merkezidir. Ayrıca çeşitli kuşların yaşama, konaklama ve üreme alanı olan Sultansazlığı da önemli turizm merkezidir. Bayramhacı Köyü yakınındaki Bayramhacı Kaplıcası, Yeşilhisar İlçesi güneyindeki Dutluk İçmesi de turizm açısından önemli yerleridir.

Kayseri yer altı kaynakları bakımından da zengin olup, il topraklarında tuğla ve kiremit hammaddesi, krom, alimünyum, bakır, kurşun, çinko, prit, demir, kaolin, ponza taşı, jips, diatomit, sanayi kili ve linyit yatakları bulunmaktadır.

Kapadokya Bölgesi’nde önemli bir yerleşim alanı olan Kayseri (Kaisareia), M.Ö. 4000 ile M.S. 2000 olmak üzere 6000 yıllık bir tarihe sahiptir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya gelen Hititler, Kayseri’ye 22 km. uzaklıkta bulunan Kayseri Ovasının en büyük şehri ve Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Kültepe (Kaniş) şehrini kurmuşlardır. Kültepe’nin hemen yanında yer alan Karum’da (Pazarşehir) yapılan kazılarda bu döneme ait çivi yazısı ile çeşitli yazılı tabletler bulunmuş ve bu tabletlerden Asurlu tüccarlarla Hititli yerliler arasındaki ticari ilişkilere ait bilgiler elde edilmiştir. Kültepe, M.Ö. 4000 yılından Roma devri sonuna kadar devamlı bir yerleşim yeri idi. Ayrıca Kayseri’nin 68 km. kuzeydoğusunda, dağlık bir bölgede Helenistik ve Roma dönemlerinde uzun süre önemli bir kale olarak kullanılan Kululu adlı bir yerleşim yeri daha kurulmuştur. Kültepe ve Kululu, Tabal Krallığının da önemli şehirlerindendir. M.Ö.XI. ve VII.yüzyıllarda ise bu krallığın merkezi, Erciyes’in eteğinde yer alan Kaisareia (Mazaka)’dır. Bu bölge, M.Ö. VI. ve V.yüzyıllarda Med ve Perslerin egemenliği altında kalmıştır.



Kapadokya Kırallığı, MÖ. 332 tarihinde Gaziura (Turhal) da I. Ariarathes tarafından kurulmuştur. Kral IV.Ariarathes zamanında Mazaka başkent yapılmış ve bu tarihten itibaren şehirde sikke darp edilmeye başlanmıştır.

M.S. 17 yılında Romanın bir eyaleti olan bu bölgenin yönetimi için Roma’dan vali gönderilmiştir. Bugünkü Kayseri de, ismini Kaisareia’dan almıştır. 395 yılında Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içerisinde kalan Kaisareia, politik alanda olmasa bile ticaret alanındaki önemini günümüze kadar koruyabilmiştir. Kaisareia, nüfusu 400 bin olan ve saray, kitaplık, misafirhaneler, cüzzam hastanesi, kilise gibi yapıların bulunduğu büyük bir şehir konumundadır.

691 ve 721 yıllarında Kaisareia, kısa sürelerle Arapların akınına uğramış ve Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Anadolu Selçuklularının egemenliğine girmiştir. Bundan sonra şehir süratle gelişmiş, cami, medrese, han, hamam ve çeşmeler yapılmıştır. Bir süre Danişmentlilerin merkezi olan Kayseri, Sultan I.Alaaddin Keykubat zamanında Anadolu Selçuklularının Konya ve Sivas’la birlikte üç önemli başkentinden biri olmuştur. Selçukluların Kösedağ Meydan Savaşı’nda (1243) Moğollara yenilmesinden sonra Anadolu’nun büyük bir bölümünde olduğu gibi Kayseri’yi de Moğol Valileri yönetmiştir.

Kayseri, Eretna Devletinin hakimiyetine girmiş (1341-1381), onları Kadı Burhaneddin Ahmet dönemi izlemiştir. Osmanlılar 1398 yılında burayı ele geçirmiş ancak Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşı’nda (1402) yenilmesinden sonra Karamanoğulları ve Dulkadiroğulları yöreye hakim olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in 1515’te, İran seferi dönüşünde Kayseri, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı Döneminde önce Karaman, ardından Ankara Eyaletine bağlı bir sancak olmuştur. 1839 tarihinde Bozok Eyaletinde, 1867 tarihinde de bağımsız sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini aldı.

I.Dünya Savaşı'ndan sonra Develi yöresi bir süre Fransız işgali altında kalmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlıların Haymana'ya kadar ilerlemesi üzerine TBMM 24 Temmuz 1921'de hükümet merkezinin Kayseri'ye taşınmasına ve Ankara halkının da buraya göç etmesine karar vermişti. Bunun için Kayseri lise binası TBMM toplantıları için hazır duruma getirilmiştir. Ankaralıların bir bölümü Kırşehir üzerinden buraya göç ettirilmiştir. Ancak, Sakarya Savaşı'nın (1921) kazanalıması üzerine bu karardan vazgeçilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1924’te il konumuna getirilmiştir.

Kayseri’den, Kültepe (Kaniş) Örenyeri, I.Iustinianus’un yaptırdığı, Selçukluların, Karamanoğullarının ve Osmanlıların onardığı Kayseri Kalesi antik çağlardan günümüze gelen eserler arasındadır. Selçuklu Döneminden; Kayseri Ulu Camisi (1281), Karatay Kervansarayı (1227), Hasbek Kümbeti (1184-1185), Han Camisi (XIII.yüzyıl), Han Kümbeti (1235), Seracettin Medresesi (1238), Battal Camisi (XII.yüzyıl), Eski Bedesten (XIII.yüzyıl), Hunat Hatun Camisi (1237), Hunat Hatun Kümbeti (1237), Hunat Hatun Medresesi (1237), Hunat Hatun Hamamı (1240), Karatay Hanı (1240), Sahabiye Medresesi (1267-1268), Hacı Kılıç Camisi (1249-1250), Hacı Kılıç Medresesi; Eretna Döneminden; Emir Sahap Türbesi (1327), Kadı Mescidi (1338), Köşk Medrese (1339), Zengioğlu Emirzade Mehmet Türbesi (1345), Emir Erdoğmuş Türbesi (1348), Emir Ali Türbesi (1350), Şah Kutlu Hatun Türbesi (1350), Haydar Bey Köşkü, Ali Cafer Türbesi, Sırçalı Kümbet (1350), Sezgeldi Türbesi (Dede Kümbeti) (1364), Yeşilhisar Ulu Camisi (1346),; Osmanlı Döneminden; Kara Mustafa Paşa Kervansarayı (1660), İsa Kümbet Camisi (1554-1555), Kubaroğlu Mescidi (1560-1561), Kurşunlu Camisi (1585), Büyük Bürüngüz Daniş Ali Bey Camisi (XVI.yüzyıl), Yanıkoğlu Camisi (1748), Cıncıklı Cami (1664), Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi (1670), Molu Köyü Camisi, Gürpınar Köyü Camisi, Şeyh Tacettin Türbesi (1513), Şeyh Seyfullah Türbesi (1545), Esma Hatun Türbesi, Gavremoğlu Çeşmesi (1508), Göllü Çeşme (1551), Oduncu Çeşmesi (1582), Bedesten (1437), Kapalı Çarşı (1853) , Pirinççiler çarşısı (1552), Hacı Efendi Çarşısı (1884), Kazancılar çarşısı (1935), Şahruh Köprüsü (1538), Saat Kulesi (1919), Kadı Hamamı (1542), Güpgüpoğlu Konağı (1419-1497), Gavremoğlu Konağı (1774), Raşit Efendi Kütüphanesi (1796), Vezirhanı (1727); ayrıca Endürlük Kilisesi, Yanartaş Rum Kilisesi, Tomarza Kilisesi bulunmakta olup, Kayseri evleri Türk sivil mimarisinin önemli yapılarındandır.

Ayrıca, Hasanarpa İçmecesi, Yeşilhisar İçmecesi, Bayramhacı kaplıcası, Tekgöz Kaplıcası, Sarımsaklı Barajı, Sultansazlığı, Derebağı Şelalesi, Kapuzbaşı Şelaleleri, Pınarınbaşı, Gesi Bağları, Erkilet Bağları ve Erciyes Dağı ilin doğal güzellikleri arasındadır.

ZEYNELÂBİDÎN KAYSERÂNÎ

ZEYNELÂBİDÎN KAYSERÂNÎ

Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. 1349 (H.750) yılında Medîne-i münevverede Rasas mahallesinde doğdu. Babası Seyyid Ahmed Şemsüddîn Efendi, annesi ise, Seyyid İzzeddîn Hasan Rıfâî’nin kızı Sâdiye Hanım’dır. Nesebi, yirmi dokuzuncu batında hazret-i Ali’ye ulaşmaktadır. Doğum yerine nisbetle Medenî, yerleştiği Kayseri şehrine nisbetle de Kayserânî denildi. 1414 (H.817) yılında Kayseri’de vefât etti. Kabri, Burhâneddîn Tirmizî hazretlerinin türbesi içinde olup, ziyâret edilmektedir.

Seyyid Zeynelâbidîn hazretleri, küçük yaşta babasından ve Medîne-i münevverenin meşhûr âlimlerinden ilim öğrendi. Evliyâdan feyz alıp, olgunlaştı. Allahü teâlânın sevgili kullarının sohbetlerinde, Resûl-i ekremin güzel ahlâkı ile ahlâklanıp âzâlarını Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymakla süsledi. Çok ibâdet eder, haram ve şüphelilerden pek sakınırdı. Mübârek pederinin vefâtından sonra Anadolu’ya doğru yola çıktı. 1397 senesinde Kayseri’ye geldi. O sıralarda Sivas ve Kayseri dolaylarının beyi olan Kâdı Burhâneddîn Ahmed Bey yeni vefât etmiş, Kayseri şehri de Osmanlı Türklerinin âdil idâresi ile şereflenmişti. Kayseri halkı ve idârecileri, şehirlerine yeni gelen, Resûl-i ekremin bu mübârek torununa izzet ve ikrâmda bulundular. Zeynelâbidîn hazretleri için bir dergâh ve ev inşâ ettiler. Yine Basra’dan gelip Kayseri’de yerleşen Seyyid Burhâneddîn Ahmed Efendinin mübârek kerîmesi Fâtıma Hanım ile evlendirdiler. Resûl-i ekremin iki kıymetli torununun ilim ve feyzinden istifâde için ellerinden geleni yaptılar.

Uzun boylu, buğday tenli ve güler yüzlü bir zât olan Seyyid Zeynelâbidîn, vefâtına kadar insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını öğretmekten, Resûl-i ekremin güzel ahlâkını tatbik etmekten ve Selef-i sâlihînin mübârek yolunu yaymaktan bir ân geri durmadı. Allahü teâlânın sevgili kulları ile sohbet etmekten çok hoşlanır, sâlihlerle bulunmaktan zevk alırdı. Söz ve kerâmetleri dilden dile nakledilirdi.

Seyyid Zeynelâbidîn hazretlerinin Fâtıma Hâtun’dan; Ahmed, Mûsâ ve Eyyûb isminde üç oğlu dünyâya geldi. Onlar da babalarının ilim ve feyzinden istifâde edip, üç günlük dünyâda, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya gayret ettiler. Her üçü de Kayseri’de yerleşip, orada vefât ettiler.

Zeynelâbidîn hazretlerinin menkıbe ve kerâmetlerinden bir bölümü, sevenlerinden Ahmed Remzi Dede tarafından Mir'ât-ı Zeynelâbidîn başlıklı bir manzûmede anlatılmıştır. Sekiz kasîdeden müteşekkil olan bu manzûmenin bâzı kıt'aları şöyledir:

Ehlullahın hâline vâkıf olan eshâb-ı din,
Feyz alıp fil-hâl elde eder irfân ve yakîn.

Arzulanan en üst menzile kavuşur şüphesiz,
Bende-i dergâh-ı ehlullâh olan merd-i güzîn.

Yüksek âlimlere ayak basar iclâl ile,
Âsitân-ı evliyâya eyleyen vaz’ı cebîn.

İsimlerini yâd eden elbet bulur feyz ü felâh,
Zikreden evsâfını elbet olur gamdan emîn.

Ey muhibbî evliyâ! Ey teşne-i feyz-i Hudâ,
Coşar deryâ-yı rahmet zikredilirse sâlihîn.

Gel ziyâretgâhın olsun kabr-i Zeynelâbidîn,
Hâzihi Cennetü Adnin fedhulûhâ hâlidîn.

KAYSERİ KALESİ

19/7/2008 · Kategori: Gezilerim

Şehir merkezinde, Kayseri surları ve kalesi geniş bir alana sahiptir. Roma İmporaloru III. Gordianus zamanına (M.S 238-244) ait sikkelerdeki bilgilere göre bu tarihte Kayseri’de surların inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bizanslılar döneminde Justinian şehri koruyabilmek için esas suru daraltmıştır.



Kayseri Kalesi iki bölümden ibarettir: Dış kale, iç kale.

Dış kalenin önemli bir bölümü yok olmuştur.

İç Kale, hiç bir yönden dış kale ile bağlı bulunmamaktadır. Müstakil bir yapı durumundadır. Doğu ve güney kısmında ayrı biçim ve kuruluşta iki kapısı vardır. Sonradan Cumhuriyet Meydanına bakan üçüncü bir kapı daha açılmıştır. Kale içi, kuyumcular tarafından çarşı olarak kullanılmakta olup; ayrıca Fatih dönemine ait Kale Camisi bulunmaktadır.

2008 KAYSERİ İMSAK VE SAHUR VAKİTLERİ

Kayseri için 2008 ramazan sahur ve iftar saatleri

Miladi Hicri İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
13 Eylül, Perşembe 1 Ramazan 04:45 06:10 12:41 16:12 19:00 20:19
14 Eylül, Cuma 2 Ramazan 04:46 06:11 12:41 16:11 18:59 20:17
15 Eylül, Cumartesi 3 Ramazan 04:47 06:12 12:41 16:10 18:57 20:15
16 Eylül, Pazar 4 Ramazan 04:48 06:13 12:40 16:09 18:56 20:13
17 Eylül, Pazartesi 5 Ramazan 04:49 06:14 12:40 16:08 18:54 20:11
18 Eylül, Salı 6 Ramazan 04:50 06:15 12:40 16:07 18:52 20:10
19 Eylül, Çarşamba 7 Ramazan 04:51 06:15 12:39 16:06 18:51 20:08
20 Eylül, Perşembe 8 Ramazan 04:52 06:16 12:39 16:05 18:49 20:06
21 Eylül, Cuma 9 Ramazan 04:53 06:17 12:39 16:04 18:48 20:05
22 Eylül, Cumartesi 10 Ramazan 04:54 06:18 12:38 16:03 18:46 20:03
23 Eylül, Pazar 11 Ramazan 04:55 06:19 12:38 16:01 18:44 20:01
24 Eylül, Pazartesi 12 Ramazan 04:56 06:20 12:37 16:00 18:43 19:59
25 Eylül, Salı 13 Ramazan 04:57 06:21 12:37 15:59 18:41 19:58
26 Eylül, Çarşamba 14 Ramazan 04:58 06:22 12:37 15:58 18:40 19:56
27 Eylül, Perşembe 15 Ramazan 04:59 06:23 12:36 15:57 18:38 19:54
28 Eylül, Cuma 16 Ramazan 05:00 06:24 12:36 15:56 18:36 19:53
29 Eylül, Cumartesi 17 Ramazan 05:01 06:24 12:36 15:55 18:35 19:51
30 Eylül, Pazar 18 Ramazan 05:02 06:25 12:35 15:54 18:33 19:49
1 Ekim, Pazartesi 19 Ramazan 05:03 06:26 12:35 15:53 18:32 19:48
2 Ekim, Salı 20 Ramazan 05:04 06:27 12:35 15:52 18:30 19:46
3 Ekim, Çarşamba 21 Ramazan 05:05 06:28 12:34 15:50 18:29 19:45
4 Ekim, Perşembe 22 Ramazan 05:06 06:29 12:34 15:49 18:27 19:43
5 Ekim, Cuma 23 Ramazan 05:07 06:30 12:34 15:48 18:25 19:42
6 Ekim, Cumartesi 24 Ramazan 05:08 06:31 12:34 15:47 18:24 19:40
7 Ekim, Pazar 25 Ramazan 05:09 06:32 12:33 15:46 18:22 19:38
8 Ekim, Pazartesi 26 Ramazan 05:10 06:33 12:33 15:45 18:21 19:37
9 Ekim, Salı 27 Ramazan 05:11 06:34 12:33 15:44 18:19 19:35
10 Ekim, Çarşamba 28 Ramazan 05:12 06:35 12:32 15:43 18:18 19:34
11 Ekim, Perşembe 29 Ramazan 05:13 06:36 12:32 15:41 18:16 19:32

(Oruç, imsak (sahur sonu) ile başlar, akşam namazıyla (iftar vakti) sona erer)

26 Ramazan'ı 27 Ramazan'a bağlayan gece Kadir gecesidir.

Allah kabul etsin..

Kayseri Tarihi,Cami Ve Mescitleri

İLK DEVİRLER

Kayseri çevresindeki en eski yerleşim alanı, şehrin 20 km kuzey doğusunda bulunan Kaniş Höyüğüdür. M.Ö. 2800 tarihinden Hellenistik Çağa kadar önemini koruyan merkezde, eski Tunç Devri, Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağları’na ait bir çok belge bulunmuştur.

Hititler’den sonra bölge Frig hakimiyetine geçmiş, daha ziyade Kızılırmak havzasında egemen olan frigler zamanında mazaka ön plana çıkmıştır. M.Ö 676 tarihinde Anadolu’ya gelen Kimmerler'in Kaniş ve Mazaka’yı tahrip ederek, Frig hakimiyetine son verdikleri tarihi kaynaklarda belirtilmektedir.

Kaniş’in önemini kaybetmesinden sonra, bölgenin kutsal dağı kabul edilen Argaios'un (Erciyes) kuzey eteğindeki Mazaka ön plana çıkmıştır. Kimmerler'in Asur ve Lidyalılar tarafından Anadolu’ dan atılmaları ile Mazaka, Lidya ve Med hakimiyetine girmiş ve devrin önemli ticaret merkezi olmuştur.

M.Ö 590 yılında Pers Kralı Kyros'un Lidya Kralı Krisos'u yenmesi ile bütün Anadolu ile birlikte Mazaka da Pers hakimiyetine girmiştir. İran'dan bölgeye göç eden halk, kendi ülkelerine benzettikleri Argaios (Erciyes) ve çevresine yerleşmişlerdir.


KAPPADOKİA
KRALLIĞI
M.Ö 332 yıllarında Ariarathes I, ilk Kappadokia Kralı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. M.S 17 tarihine kadar 349 sene hüküm süren bu krallığın başkenti Mazaka iken, Ariarathes V zamanında şehrin adı Eusebia olarak değiştirilmiştir. M.Ö 8 yılı içinde tekrar bir değişiklik yapılarak, Roma İmparatoru Ceasar‘ın adına izafeten CEASAREA ismi verilmiştir. O günden beri, 2000 senedir Kayseri ismi ile anılmaktadır.


ROMA DÖNEMİ
M.S.193-211 tarihleri arasında şehir stadyumu yapılmış ve önemli Roma şehirlerinde olduğu gibi bir çok yarışmaların merkezi olmuştur. Şehir surları ise, Roma İmparatoru Gordianus III zamanında (M.S.241) yıllarında yaptırılmıştır. Dördüncü yüzyılın başlarında halk tamamen Hıristiyanlaşmış ve Kayseri bu dinin ilmi merkezi haline gelmiştir.
Roma İmparatorluğunun Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmesi ile, Kayseri doğuda kaldığı için Bizans Şehri olmuştur. Bizans zamanında Arap ve İran ordularının yaptığı İstanbul seferleri sırasında Kayseri defalarca işgal edilmiştir.

KAYSERİ'NİN
TÜRKLEŞMESİ
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan‘ın 1071 tarihinde Malazgirt’te Bizans ordularını yenmesiyle Anadolu kapıları Türklere açıldı. Bu tarihten 15 sene sonra, 1085 yıllarında Kayseri’yi artık bir Türk ve Müslüman şehri olarak görmekteyiz. Müslüman Türklerin hakimiyetinde Kayseri’nin eski halkı olan Rum ve Ermeniler’in birer mahallede toplandıkları, Çarşı, Pazar ve ticarette yavaş yavaş hakimiyetlerini kaybettikleri görülmüştür.
Şehir, süratle yapılan Camii, Han, Medrese, Hamam ve Çeşmelerle kısa bir sürede tam bir İslam Şehri kimliği kazanmıştır. Bir müddet Danişmendliler’e merkez olan Kayseri özellikle Selçuklu Sultanı Uluğ Keykubad (1. Alaeddin Keykubad) zamanında Türkiye Selçuklu Devletinin Konya ve Sivas‘la beraber üç başşehrinden birisi olmuştur. Danişmendi ve Selçuklu yönetimleri zamanında yapılan görkemli yapıların en önemlileri olarak; Camii Kebir, Güllük Camii ve Hamamı, Hunat Külliyesi, Şifaiye – Gıyasiye Medresesi, Hacı Kılıç Külliyesi, Lala Muhlisiddin Camisi, Sahabiye Medresesi, Kale Surları ve Yoğunburç sayılabilir.

MOĞOL HAKİMİYETİ

Selçuklu ordusunun 1243 tarihinde yapılan Kösedağ Meydan Savaşı ile Moğol ordusuna yenilmesi, Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve artık Anadolu’ da Moğol hakimiyeti başlamıştır.Gönderdikleri Valilerle Anadolu‘yu denetleyen Moğollar, 150 sene müddetle Kayseri ve Anadolu’nun bütün maddi ve manevi kaynaklarını yağmalamışlardır. Moğol sömürüsü altında ezilen Selçuklu Devleti, bütün gücünü kaybetmiş ve II. Mesud‘dan sonra dağılarak, yerini beyliklere bırakmıştır. (1308).

OSMANLI DÖNEMİ

Fatih Sultan Mehmet zamanında, Gedik Ahmet Paşa tarafından Karamanoğulları Beyliği’ne son verilerek, Karaman, Konya ve Kayseri Bölgeleri Osmanlı toprağına katıldı. (1474) Kayseri 1476‘dan itibaren Karaman eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu. 1839 tarihinde Bozok Eyaletinde, 1867 tarihinde de bağımsız sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini aldı.


YAKIN DÖNEM
Cumhuriyet Döneminde 1924 tarihinde yapılan yeni anayasa ile vilayet yapıldı. Bilinen en eski dönemlerinden beri ticaret merkezi olan Kayseri’de devletin öncülüğünde sanayileşme başlatıldı. Sırayla Sümerbank Dokuma Fabrikası, Tayyare Fabrikası, Anatamir Bakım Fabrikası, Askeri Dikim Evi kuruldu. 1950‘den sonra Kayserili ticaretten sağladığı tasarruflarını sanayiye dönüştürmeye başladı. Bugün Kayseri, ortalama büyüklükte bir ticaret ve sanayii şehridir. Güçlenen Üniversitesi ile giderek bir kültür merkezi haline gelerek, eski ününü yakalama yolundadır.


Kayseri Cami ve Mescitleri

Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Camii kebir Mahallesi’nde, Kapalı Çarşı’nın hemen yanında yer alan Ulu Cami, eski kayıtlarda Sultan Camisi olarak geçmektedir. Camiyi Kayseri’yi başkent yapan Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi 1134-1143 yıllarında yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden Muzafferüddin Mahmud bin Yağıbasan 1205-1206 tarihinde onarmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe caminin kuzey yönündeki duvar üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe mermer üzerine sülüs yazı ile dört satırlık olup, mealen anlamı şöyledir:

“Bu camiyi, Kılıçaslan oğlu büyük sultan Keyhüsrev devrinde, Allah onun yardımını yüceltsin, h.602 (1205-1206) Yağıbasanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”

Caminin kuzey kapısı üzerindeki bir kitabeden öğrenildiğine göre; h.1126 ( 1714 ) yılındaki depremden kısmen yıkılmış ve Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından 1722-1723 yılında tamir edilmiştir. Bu kitabe sülüs yazılı olup mealen anlamı şöyledir:

“Yalnız matbah emini değil, Sultan suru eminidir de. Malının çoğunu hayra yöneltmek herkesçe malum itiyadı, o temiz müstesna kişi cümle alemin Halili’dir, dostudur. Ser ve azadır. Hayrın gül bahçesi denilse lâyıktır. Arşı asa olan bu ibadet yeri zelzeleden yıkık halde iken en iyi onarımla bu harabe binayı yepyeni yaptı. Güzel kubbesinin üst örtüsü yıkılmıştı. Yine eski şekil üzere binası ortaya çıktı. Yüce Kâbe’nin nuru Mecidi Mevlâ Ona göstermesin imar edilmiş bu eve şöyle bir yeni tarih yazılsın; Halil’in Ulu Camisi’nin binası Kâbe gibi oldu”.

Ulu Cami bunun dışında birkaç onarım daha geçirmiştir. Caminin içerisinde mihrap içindeki kitabeden Salih Paşa tarafından h.1230’da (1814) onarıldığı öğrenilmektedir. Ayrıca caminin mihrap tarafındaki kubbenin doğu kısmında 1856 yılında bir kez daha onarıldığını belirten bir başka kitabe daha bulunmaktadır.

Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, 1750 m2’lik bir yer kaplamaktadır. Cami Selçuklu ve Danişmendli Ulu Cami plan tipinin erken örneklerinden birisidir. İbadet mekanı 47.45x27.00 m. ölçüsündedir. Caminin üzeri 12 kemer ayağının taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Biri mihrap önünde, diğeri de ortada olmak üzere taş kaplamalı iki kubbesi bulunmaktadır. Yarım yuvarlak olan mihrabı çeşitli motiflerle bezenmiştir. Ayrıca ağaç minberi Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olan taklit kündekâri tekniğinde yapılmıştır. İki katlı olan minberin kapısında ortada altı köşeli bir yıldız, geometrik desenler ve Rumiler, kıvrık dallarla bezelidir. Ayrıca Kuran’dan alınma ayetler minber üzerine yazılmıştır. İbadet mekanı mihrap duvarına dik olarak sıralanmış 30 sütunla sekiz sahna ayrılmıştır. Bu sütun ve sütun başlıklarının çoğu Roma ve Bizans yapılarından toplanmıştır.

Caminin batısında sekizgen bir taban üzerinde kalın silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Bu minare mozaik tuğlalarla yapılmıştır.


Hacı Kılıç Camisi (Kocasinan)

Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki medrese ile birlikte kitabesinden öğrenildiğine göre; II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus’un emri ile Selçuklu emirlerinden Ebü’l Kasım Ali et-Tusi tarafından 1249-1250 yılında yaptırmıştır. Camiye Hacı Kılıç isminin neden verildiği bilinmemektedir.

Cami yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Yalnızca güney cephe duvarlarında yer yer devşirme malzeme de kullanılmıştır.

Cami mihrap duvarına dik beş nefe payelerle ayrılmış ve bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzeri tamamen beşik tonozlarla örtülü olup, orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin dışa taşkın ve oldukça yüksek olan giriş kapısı dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli olup, mukarnaslarla sona ermektedir. Ayrıca kapının yüzeyini geometrik geçmeler boş yer kalmamacasına kaplamıştır. Caminin batısında ikinci bir giriş bulunmaktadır. Ancak fazla derin olmayan sivri kemerli bir niş içerisindeki bu kapıda bezeme bulunmamaktadır.

Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir. Ayrıca köşe dolgularındaki düğümlü geçmeler Konya Alaaddin camisi’ndeki bezemeyi hatırlatmaktadır.

Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.




Huant Hatun Camisi (Melikgazi)

Kayseri kalesinin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye; 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat'ın karısı, II.Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır. Külliyeyi oluşturan yapı topluluğundan biri olan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:

“Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.

Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.

Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.

Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.

Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.


Kölük (Gülük) Camisi (Melikgazi)

Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseri olup, Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.

Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.

Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.

Gülük camisi'nin çatı ile örtülü kubbesinin yanında minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare 1.60x1.58 m. ölçüsünde taş kaide üzerine yerleştirilmiş olup, dört taş basamakla çıkılmaktadır. Minare altı taş sütunun taşıdığı taş bir külah ile örtülmüştür.

Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.


Han Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, XIII.yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimari olarak tipik bir Selçuklu hanı plan düzeninde yapılmıştır. İlk yapılışında han olarak kullanılan bu yapı sonradan camiye çevrilmiş ve bu yüzden de Han Camisi ismini almıştır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda kesin b ilgi bulunmamaktadır. Caminin kitabesi bulunmamaktadır. Cami 1856 ve 1896 yıllarında onarılmıştır.

Caminin içi ve dışı iri yontma taşlardan yapılmıştır. Caminin kapalı kısmının yanında portalin bulunduğu cephede birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört payenin taşıdığı tonozlu bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan orta tonoz diğerlerinden daha yüksektir. Hanın ilk yapılışındaki kemerli kapısı orta gözün bulunduğu yere açılmaktadır. Sonraki dönemde bu kapının bulunduğu yere mihrap eklenmiştir. İbadet mekanı mihraba paralel 24 taş ayakla üç bölüme ayrılmıştır. Yapının üzeri toprakla örtülmüş cami olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da batı cephesine bir minare ilave edilmiştir.

Bu hanın ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.


Kurşunlu Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Belediye Parkı’nın yanında İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kurşunlu Camisi’ni Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinden öğrenildiğine göre Mimar Sinan tarafından 1585 yılında yapılmıştır. Bu caminin ilk yapımında hamam, sıbyan mektebi, imaret, han ve çeşmesi ile birlikte külliye halinde idi. Ancak günümüze yalnızca cami gelebilmiştir.

Caminin kapısı üzerinde mermer kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Şehr-i Zilhiccede urmuşsun anal bünyadın
Diyalarım hasredegin sahibine ola dua
Oldu mamur-u vilayet didim ana tarih
Yapalı Kayseri’de camiin Ahmet Paşa”.

Cami kesme taştan Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda yapılmıştır. Kare planlı ibadet mekanının üzerini pandantiflere oturan yuvarlak kasnaklı merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanının köşelerindeki dayanaklarla caminin daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Caminin mermer giriş kapısı çift revaklı son cemaat yeri yapıldığı dönem için oldukça karakteristiktir. Mihrap ve minberi mermerden olup, günümüze orijinal konumu ile gelebilmiştir. Yanında kare kaide üzerinde yükselen tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Lala (Lale) Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Lale Mahallesi’nde bulunan bu cami, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.yüzyıl Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, ilk yapılışında üzeri toprak damlı idi. Sonradan ibadet mekanının üzerine büyük ölçüde bir kubbe yapılmıştır. Caminin ahşap minberi ağaç oyma tekniği ile yapılmış, Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Taklit kündekâri olan bu minberin üzerinde Ayetü’l Kürsi yazılıdır. Orijinal mihrap günümüze gelememiş ve sonradan aslına uygun olarak yenilenmiştir. Minaresi sonradan eklenmiş, kare kaide üzerinde yuvarlak kaideli ve tek şerefelidir.

Caminin doğu tarafına bir türbe, kuzey tarafına da bir hamam eklenmiştir.


Ali Hoca Camisi (Melikgazi)

Kayseri Danacılar Mahallesi, Yuvak Sokak’ta bulunan Ali Hoca Camisi, Ali Hoca tarafından 1708 yılında yapılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı, kesme taştan küçük bir yapı olup, mimari yönden bir özellik göstermemektedir. Caminin en önemli tarafı Osmanlı mimarisinde Minber Minare denilen minaresidir. İbadet mekanının kuzeybatı köşesine 4,5 m. yüksekliğindeki taş kaide üzerine yapılmış olup, minareye yirmi basamakla taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Dört yekpare taş sütundan oluşan minarenin üzeri taş piramidal bir külahla örtülüdür.


Battal Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Karacaoğlan Mahallesi, Gürpınar Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanmamıştır.

Kesme ve moloz taştan yapılan cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Bununla beraber caminin kuzeyinde 30-40 m. uzaklıktaki, 1.77 m. yüksekliğinde, 164x154 m. ölçülerinde altıgen kaide üzerindeki taş minber minarenin bu camiye ait olduğu sanılmaktadır. Minarenin kemerleri üzerinde bir silme bulunmakta olup, üzerindeki külah zamanla yok olmuştur. Minarenin yüzünde yer yer kırmızı aşı boyaları görülmektedir.


Bozatlı Paşa Narlı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Bozatlıpaşa Mahallesinde bulunan Narlı Mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit 7.34x12,52 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan mescidin ibadet mekanı dört ağaç direk tarafından desteklenen toprak bir damla örtülmüştür. Mimari yönden mescidin bir özelliği bulunmamaktadır.

Mescidin en önemli yanı kuzey-batı köşesindeki minber-minaresidir. Minareye dokuz basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Zeminden 4.20 m. yüksekliğinde olan minber-minare 1.20x1.35 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerinde krem renkli kesme taştan yapılmış olup, sekizgen gövdeli baklava başlıklı sütunların taşıdığı piramit şeklinde bir külahla örtülmüştür.


Cıncıklı (Çiğdelizade) Camisi (Melikgazi)

Kayseri Cumhuriyet Mahallesi Tennuri Sokak’ta buluna Cıncıklı Camisi, Çiğdelizade Hacı Ahmet Ağa tarafından 1664 yılında yapılmıştır. Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ayşe Hanım 1715 yılında camiyi tamir ettirmiştir. Bundan sonra cami değişik zamanlarda onarılmıştır.
Caminin giriş kapısı üzerinde 1921 tarihli talik yazılı dört satırlı bir kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

İmamzade Reşid bey zevcesi Seyyide hanımla
Semahat kisesini açdılar sarf itdiler hakka
Yedekçizadeler Hacı Mehmet ve Hüseyin beyler
Bu ra’na mabedi ba’del-harabe etdiler ihya
İlahi ehl-i hayrı eksik etme safha-i arzdan
Ki anlarda kıvam-ı din ü nizam-ı zinet-i Dünya
Rıza tarih-i hicri sene bin üç yüz dahi kırkda
Li-vechillah olundu cami-i vala bina inşa.

Bu kitabeden de öğrenildiği gibi camiyi İmamzade Reşid Bey’in eşi Seyyide Hanım, Yedekçizadelerden Hacı Mehmed ve Hüseyin Beyler 1921 yılında onarmışlardır.

Cami 14.85x14,30 m. ölçüsünde kareye yakın planlı olup üzeri toprak damla örtülüydü. Cami uzun yıllar harap bir durumda kalmış. 1985 yılında yıkılarak yoldan biraz daha geride eski caminin ölçülerinde yeniden yapılmıştır. Toprak dam yerine üzeri çatı ile örtülmüştür.

Caminin minber-minaresi 2.00x2.00 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde olup, minareye içeriden 34 basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Minarenin zemini caminin çatısından l.50 m. daha yüksektedir. Minare gövdesi sekizgen dört ayak üzerindedir. Ayaklar baklava başlıklı olup üzerlerine prizma taşlar konulmuştur.Üzeri dışarı doğru çıkıntılı bir çatı ile örtülmüştür.


Cürcürler Camisi (Kocasinan)

Kayseri Sahabiye Mahallesi Buyurgan (Cürcürler) Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Giriş kapısı üzerindeki mermer iki satırlı kitabesinde Uzun Mollazade El-Hac Ali Ağa tarafından 1864’de tamir edildiği yazılıdır.

Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri çatı ile örtülüdür.Mimari yönden bir özelliği bulunmayan caminin minber minaresi krem renkli taştan yapılmıştır.19 basamaklı taş merdivenle çıkılan minare 1.49x1.43 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Bu kaide üzerinde 1.03m. yüksekliğinde dört sütun Bursa kemerleri ile birbirlerine bağlı olup bir tabladan sonra konik bir çatıyı taşımaktadır.

Günümüzde bu minber-minare kullanılmamakta, kuzey-batı köşesine 1955 yılında silindirik gövdeli, tek şerefeli yeni bir minare yapılmıştır.


Çakalız Camisi (Melikgazi)

Kayseri Emirağa Mahallesi, Nazım Bey Caddesi’nde bulunan bu cami 1582 tarihinde yapılmış ,l955 yılında yıkılarak yeniden yapılmıştır.

Cami kesme taştan, 10.50x10,50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri betonarme bir kubbe ile örtülmüştür. Önüne basit bir son cemaat yeri ile kuzey-batı köşesine de Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda tek şerefeli bir minare eklenmiştir.

Caminin mimari yönden bir özelliği olmamasına karşılık, eski camiden arta kalan avlu duvarının üzerinde 1.70m. yüksekliğinde bir minber-minaresi bulunmaktadır. Minber-minare altı adet silmeli altıgen ayak üzerinde yöresel krem rengi taştan yapılmıştır.Yekpare taş sütunlar üzeride geçmeli geometrik ve bitkisel motifler bulunmaktadır. Ayaklar birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış, üzeri de yekpare taştan sivri bir külah şeklinde örtülmüştür.

Çifteönü Camisi (Melikgazi)

Kayseri, Gubaroğlu Mahallesi, Çifteönü Caddesi’nde bulunan caminin üzerindeki bir levhadan Hacı Seyyid Mehmet Ağa tarafından 1882 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Caminin bu tarihten önce yapılıp yapılmadığı konusunda ise yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Minare kaidesinde 78x77 cm. ölçüsünde talik yazılı mermer kitabede caminin 1882 yılında yapıldığını doğrulamaktadır.

Cami-i Çifteönü de oldu ihya yümn ile
Hacı Seyid Mehmed Ağa himmet etti şevk ile

Bir minare kıldı inşa camie kim bu ağa
Beşvakitte okusun ezan müezzin aşk ile

Şu ümidle ola şafi Ruz-i Mahşer’de bana
Hazret-i Bilal-i Habeşi nezd-i Hak’da lutfile

Böyle hayrın ehlini Hak beldemizden kesmesin
İde matlubuna nail du cihandan rıfk ile

Sa-i bin üç yüzde tekmil tarih-i lafz-ı Rauf
Okuyanlar yad ideler ehl-i hayrı hayr ile
L’illahi Fatihe Sene 1300 (1882).

Cami kesme taştan 18.00x18.00 m. ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. İbadet mekanı 12 ahşap sütunun taşıdığı toprak bir dam ile örtülüdür. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Caminin iki minaresi vardır. Bunlardan biri yüksek bir avlu duvarının üzerinde olup, 19 taş basamakla çıkılan bir minber-minaredir. Zeminden 4.65 m. yüksekliğindeki minarenin caminin damına yakın yerde kaidesi bulunmaktadır. Oldukça basık altıgen gövdeli altı sütunun taşıdığı minber-minareye doğudan çıkılmaktadır. Sütunlar arasında taş korkuluklara yer verilmiştir. Üzerindeki taş sütunlar yekpare olup, konik taş külahı oturtulmuştur.
Caminin ikinci minaresi ibadet mekanının kuzey batı köşesine ve camiye bitişik olarak yapılmıştır. Kesme taştan silindirik gövdeli ve tek şerefeli olup yakın tarihlerde yapılmıştır.


Deliklitaş Kesim Çıkmazı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Deliklitaş Mahallesi’nde bulunan küçük bir mescittir. Kitabesi bulunmadığından ve kaynaklarda da ismine rastlanmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Cami 10.00x10.00 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Kesme taştan yapılan caminin mimari bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca 11 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minaresi dikkati çekmektedir. Oldukça sade sarı renkli taştan yapılan minare dört yekpare taş sütunun taşıdığı konik külahtan meydana gelmiş bir görünümü vardır. Minare de herhangi bir bezeme elemanına rastlanmamaktadır. Günümüzde oldukça harap bir durumdadır.


Emir Sultan Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Cumhuriyet Mahallesi’nde Şeyh Camisi yakınındadır. Cami ismini yanında gömülü olan Emir Sultan ismiyle tanınan Hoca İzzettin Efendi’den almıştır. Kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır.

1970’li yıllara kadar harap bir halde gelen mescit 1979-1980 yıllarında yapılan bir restorasyonla yenilenmiştir. Mescit 10.00x12.00 m. ölçüsünde olup sağında kare planlı Evliya Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Türbe sekiz köşeli sivri külahlı bir Selçuklu kümbeti şeklinde yapılmıştır.

Mescidin türbe giriş kapısı üzerinde minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare l980 onarımında yapılmıştır. Minare taş kaide üzerinde dört ayaklı olup, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Kayseri’deki diğer minber-minarelerden farklı olarak minarenin içerisindeki kubbe ve küçük pencereler de bulunmamaktadır.


Göllü Cami (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Çifteoğlu Caddesi, Göllü Sokak’ta bulunan Göllü Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Ancak yakınındaki Göllü Çeşme’nin 1551 tarihinde yapıldığı dikkate alınacak olunursa bu caminin de XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan, 14.00x11.00 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 1971 yılında yapılan onarım sırasında cami genişletilmiş ve orijinal konumundan tamamen uzaklaşmıştır. Caminin Kayseri’ye özgü minber-minaresi caminin damına oturtulmuştur. Bu minare 10.50 m. yüksekliğinde olup, 1.20x1.20 ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Kayseri’ye özgü krem renginde taştan yekpare olan minareyi baklava başlıklı dört sütun taşımaktadır. Üzerine de sekiz dilimli konik bir külah oturtulmuştur.


Gubaroğlu (Yumurtalı) Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Kurum (Karafakih) Sokak’ta bulunan bu mescidi, Şah Melek hatun 1320 yılında yaptırmıştır.

Mescit kare planlı olup, moloz taş ve yarım kesme taştan yapılmış, 7.00x7.00 m. ölçüsündedir. Bunun dışına da dikdörtgen planlı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Bu mescidin daha önce türbe iken 1560 yılında önüne son cemaat yeri eklenerek mescit haline getirilmiştir. Mescidin mihrap ve kuzey cephelerinde ikişer, doğu ve batı yönlerinde de birer küçük pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Mihrabın sağ ve soluna birer, doğu ve batı duvarlarına da ikişer niş açılmıştır. Mescidin mihrap duvarındaki Roma lahti parçasından ötürü halk bu lahit parçasını yumurtalara benzetmiş ve bu yüzden de mescide Yumurtalı Mescit ismi yakıştırılmıştır.

Mescidin avlu köşesindeki taş merdivenlerle çıkılan 5 m. yüksekliğinde minaresi bulunmaktadır. Minarenin dört sütununun başlıkları baklava dilimli Türk üçgenleri ile bezelidir. Minarenin petek kısmı yukarıya doğru daralarak altıgene dönüşmekte ve her cephesinde de birer pencere bulunmaktadır. Üst kısmı altıgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.

Mescidin ibadet mekanının kubbesine de 1980’li yıllarda demir basamaklarla çıkılan altı ayaklı bir minber-minare daha eklenmiştir. Ancak bu minare mescidin görünümünü olumsuz yönde etkilemiştir.


Helvacı Dede Şıh Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Serçeönü Mahallesi’nde bulunan bu mescidin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, yapının XII.-XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Mescit 8.00x8.80 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Moloz taştan yapılan bu mescit çeşitli onarımlar geçirmiş, bunun sonucu olarak da orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Orijinal mihrap ve minberi günümüze gelememiştir. Mescidin toprak örtülü damının güneybatı köşesinde, dışarıya doğru çıkıntılı 1.36x1.43 m. ölçüsündeki taş kaide üzerinde, kesme taştan, dört sütunlu minber-minaresi bulunmaktadır.


Kalaycıoğlu Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Orta Mahalle’de, Gevher Nesibe Sultan Şifaiyesi’nin kuzeyinde bulunan bu mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit bir avlu ortasında olup, dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış, üzeri düz bir damla örtülmüştür. Avlu duvarının kuzeybatı köşesinde zeminden 2.57 m. yüksekliğinde, 9 basamaklı taş merdivenlerle çıkılan minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare dört sütunun taşıdığı baklavalı ve Türk üçgenleri ile süslüdür. Bu sütunlar üzerinde oldukça iri taş bir külah bulunmaktadır. Bu külahın içerisi oyulmuş ve dört cephesine birer kuş evi yerleştirilmiştir.


Seyit Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Seyitgazi Mahallesi, Dinçtürk Sokak’ta bulunan bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber, caminin minaresi mescidin yanındaki çeşmenin üzerinde bulunmakta olup, çeşmenin kitabesinde 1906-1907 tarihleri yazılıdır. Bu bakımdan mescidin XX.yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Minber-minaresi 1.07x1.07 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde dört kesme taş sütundan meydana gelmiştir. Sütunların başlıkları baklava dilimleri ve Türk üçgenleri ile bezenmiştir. Minarenin külahı sütunlar üzerindeki sekizgen kaide üzerine oturmuş, ancak günümüze harap bir durumda gelmiştir.


Taşmakıran Camisi (Melikgazi)

Kayseri Tahirağa Mahallesi’nde Kapan ve Tasma sokakları arasında bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, XVIII.yüzyılda yapıldığı sonraki yıllarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaştığı sanılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 12.60x14.50 m. ölçüsündedir. İbadet mekanı dört ağaç sütunla desteklenen düz bir toprak damla örtülüdür. Sonraki yıllarda buraya ahşap bir çatı yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde minber-minaresi bulunmaktadır. Zeminden 2.95 m. yükseklikte olan minareye mihrap yönündeki 14 basamaklı taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Minare dört sütunlu olup, 0.98x0.95 m. ölçüsünde ayrı bir alanda bulunmaktadır. Buradaki sütunların kare kaideli sekizgen gövdeli ve baklava dilimli başlıkları vardır. Sütunların taşıdığı yekpare parça üzerinde sekizgen piramitli külahı bulunmaktadır.


Ulu Camii (Cami-i Kebir) (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesinde, Camii Kebir Mahallesi’nde bulunan Bünyan Ulu Camisi’ni kitabesinden öğrenildiğine göre, Emir-ül Ümera’nın emriyle Mimar Kaluyan bin Karabuda tarafından 1333 yılında yaptırılmıştır. Cami-i Kebir Camisi, Salih Bey Camisi olarak da anılmakta olup, bunun nedeni Salih Bey ismindeki birinin camiyi tamir ettirmesindendir.

Caminin iki satırlı, 3.96x036 m. ölçüsündeki mermer kitabesinin üzerinde Kuran’ın 1. ve 18. Ayeti yazılıdır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve Ahiret gününe inanan, namazını kılan zekatını veren ve Allah’tan başka bir kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar doğru yolu bunlardan olabilirler Allah doğrudur.

Nebi Allah’ın rahmet ve selamı ona olsun buyurdu. Her kim küçükte olsa bir mescit yaptırırsa Allah ta o kimse için cennette bir ev yapar ve o eve hamd evi adını verir. Bu mübarek mescidin imarını emirlerin emiri adil, Müeyyed Muzaffer, fasıkları kahreden, isyankarları katleden, Zahirettin bin Tac-ı kızıl (Altun taç) Allah onun akıbetini hayır eylesin emretti 734 (1333) senesini Muharrem ayının başında bina edildi”.

Cami kesme taştan, kare kaideli olup, kütlevi yapısı ile dıştan küçük bir kale görünümündedir. Duvarları gri kalker taşından yapılmıştır. Kuzey duvarının ortasında dışarıya doğru taşkın portalinde stilize grifon ve aslan başlarına benzer kabartmalar olmak üzere birbirlerinden farklı taş bezeme ile süslenmiştir. Buradaki motiflerin hemen hepsi Anadolu Selçuklularının XIII.yüzyılda yapılmış eserlerinde görülmektedir. Kuzeydoğu köşesinde masif bir kulesi bulunmaktadır. Bu kule onikigen olarak cami duvarına kadar yükselir ve sonra onikigen bir külahla da sona erer. Caminin kuzeybatı köşesinde de buna benzer bir kule olması gerekirken, buraya 1956 yılında minare yapılmıştır. Minarenin gövdesi yapıya uyum sağlayamamıştır.

Caminin ibadet mekanını orta yerdeki dört kalın paye ile kuzey ve güney duvarına dayalı dört yarım payeyi birleştiren sivri kemerler içerisini, mihrap duvarına dik üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta sahın yan neflerden daha geniştir. Kemerler üzerindeki kısa duvarlar hatıllarla desteklenerek ahşap tavanı taşımaktadır. Orta nefteki hatıllar ve tavan konsolların yardımıyla biraz daha yükseltilmiştir.

Caminin ilk yapımındaki mihrap ve minaresi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü taş mihrap ve taş minber sanat tarihi yönünden önem taşımamaktadır. Kademeli mihrap nişi stüko kaplı olup, caminin içerisindeki yegane bezemeyi yansıtmaktadır. Mihrap nişinde irili ufaklı yıldız motiflerinin araları çiçeklerle doldurulmuştur. Sivri kemerli istiridye şeklindeki mihrap nişinin kemer dolgularında da iki kabarma rozet ile iki yanında da iki sütunçe bulunmaktadır.


Sultan Alaaddin Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde, Mırık mahallesi’nde bulunan bu cami Sultan Alaaddin ve Alaüddevle isimleri ile tanınmaktadır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesi de tahrip olduğundan okunamamıştır. Kapının batısındaki üç satırlı ikinci bir kitabenin ilk satırı okunamamış, ikinci ve üçüncü satırlardan anlaşıldığına göre bu camiyi Mahmut isimli bir kişi 1590 tarihinde onarmıştır. Ayrıca kapının yan sövelerinde bulunan bir başka yazıda da 1784’te bir onarım daha geçirdiği yazılıdır. Cami son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1977 yılında onarılmıştır.

Cami dikdörtgen bir alan üzerinde kurulmuştur. Üzeri beşik tonozla örtülüdür. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Kuzey ve güney cepheleri tamamen sağır olarak yapılmış doğu cephesinin güney ucuna ise dikdörtgen bir pencere yerleştirilmiştir. Caminin kuzey cephesinin ortasında bulunan giriş kapısı dışarıya doğru hafif bir çıkıntı yapmaktadır. Caminin saçaklarına kadar yükselen bu giriş kapısı sade profilli kuşakla çepeçevre kuşatılmıştır. Kapının köşelerinde kompozit başlıklara oturan sütuncuklar bulunmaktadır. Giriş kapısının üzeri dört sıra mukarnasla doldurulmuştur. Kilit taşı üzerinde daire şeklinde bir madalyon bulunmaktadır. Ayrıca kilit taşı ile diğer taşlar arasına siyah taşlar yerleştirilmiştir.

Caminin ibadet mekanı 8.60x6.00 m. ölçüsünde olup, doğu batı yönündeki beş takviye kemerli beşik tonozlarla üzeri örtülmüştür. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışarıya doğru hafifçe çıkıntı yapmaktadır. Nişin iç kısmı üç sıra mukarnasla doldurulmuştur. İki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bezeme yönünden oldukça sadedir.

Kuzey cephesinin batı köşesine 20 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minare yapılmıştır. Dört sütun tarafından taşınan bu minarenin cephesinde bir taç kapısı diğer yanlarında da birer penceresi bulunmaktadır. Oldukça sade olan bu minare profilli bir silme ile çepeçevre kuşatılmıştır. Pencerelerin üzerine palmet ve lale motifleri yerleştirilmiştir.


Daniş Ali Bey Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü meydanında bulunan bu cami, değişik zamanlarda yapılan eklerle genişletilmiştir. Dört bölümden oluşan caminin ilk bölümü, doğudaki cephe boyunca uzanan dikdörtgen yazlık mescit kısmı 1580-1582 yılında yapılmıştır. Bunun batısında bulunan türbe ile mescit 1587 yılında eklenmiştir. Böylece yazlık ve kışlık mescit bölümleri kuzey cephede tek düzeydedir. Bu cephenin ortasına yüksekliği ana mekanlardan daha az olan bir mutfak bölümü de 1738 yılında eklenmiştir. Mutfağın kuzey yönündeki dış cephesi sağır duvarlıdır.

Caminin kuzey cephesindeki yapım kitabesi h.988 (1580) tarihlidir. Yazlık mescit kısmındaki kitabede caminin banisi olarak, Danişmendli Ali Bey bin Hasan’dan söz edilmektedir. Caminin güney cephesi iki kademelidir. Caminin kışlık kısmına güney duvarının doğusundaki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu bölüm 9.80x6.70 m. ölçüsünde dikdörtgen bir mekan olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülmüştür. İçerisi batı cephesindeki iki dikdörtgen pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin alt kısımları merdiven basamağı şeklindedir. Pencerelerin altında tek satırlık bir kitabe bulunmaktadır. Mihrabın bulunduğu güney duvarı merdiven basamağı şeklinde profilli bir silme ile kuşatılmıştır. Güney duvarının ortasındaki mihrap altı yönlü bir niş şeklindedir. Üzeri yedi sıra mukarnas dizisi ile sonuçlanmaktadır. Bu bölümde de Kuran’dan alınma Ayetler yazıldırı.

Batı cephesinde bulunan tek şerefeli minaresi ana kütleden dışarıya çıkıntı yapmakta olup, yapıya daha sonra eklenmiştir. Ancak minarenin gövde kısmı bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır.

Caminin kışlık bölümünün güney cephesindeki bir kapıdan caminin banisinin soyundan olanlar ve aynı zamanda minareyi yaptıran Şefika Hanım’ın türbesinin bulunduğu kısma geçilmektedir. Türbe 6.62x5.73 m. ölçüsünde beşik tonozla örtülü bir yapıdır. Batı cephesindeki bir pencere ile içerisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Türbe içerisinde üç tane niş bulunmaktadır. Türbede iki adet taş sanduka bulunmaktadır.

Caminin yazlık kısmına doğu duvarının kuzeyindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Burası 14.75x7.88 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülüdür. Mihrap güney cephesinde olup, nişin içerisi beş sıra mukarnasla doldurulmuştur. Ayrıca iki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bu nişler üzerinde de Kuran’dan alınma Ayetlere yer verilmiştir. İbadet mekanının güneybatı köşesindeki minber taştan olup, ayaklar birbirlerine basık kemerlerle bağlanmıştır. Mihrap üzerinde geometrik kompozisyonlu sümbül çiçekleri başta olmak üzere çeşitli kabartmalara yer verilmiştir.


Mütevelli Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde bulunan Mütevelli Camisi ismini cami avlusunun güneydoğu köşesinde bulunan çeşmeden almıştır. Caminin yapım kitabesi bulunmamaktadır. Ancak çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre Cami, çeşme ile birlikte 1834 yılında Esat Hacı Halil Ağa tarafından onarılmıştır. Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber caminin XVI.yüzyılın sonlarında veya XVII.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin doğu cephesi iki katlı olup, son cemaat yeri de burada bulunmaktadır. Batı cephesinde ise hazire ve minber-minareye çıkışı sağlayan bir kapı bulunmaktadır.

Cami avlusuna güneydoğu köşesindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Doğu ve batı yönündeki küçük avlular caminin haziresidir. Son cemaat yerine doğu cephenin kuzeyindeki kapıdan girilmektedir. İbadet mekanı 7.20x4.91 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülmüştür. İbadet mekanı güney cephedeki mihrabın iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiş pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışa çok hafif çıkıntılı olup, iki yanındaki sütunlarla çerçeve içerisine alınmıştır. Mihrap nişinin üzeri altı sıra mukarnasla doldurulmuştur. Caminin minberi ve vaiz kürsüsü bulunmamaktadır.


Ulu Cami (Sivasi Hatun Camisi) (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Eski Develi’de bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre; IV.Kılıçarslan’ın oğlu III.Keykavus zamanında 1281 yılında yapılmıştır. Kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran din ve dünyanın bereketi yüce sultan Kılıçarsalan oğlu Keyhüsrev zamanında emredilmiştir”.

Bu kitabenin altındaki dört satırdan oluşan, Selçuklu nesihi ile yazılmış bir kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede mealen;

“Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçer Aslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç Onun zaif cariyesi Sa’d kızı Sivasti tarafından Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını onlara yad eylesin h.680 (1281)”. Yazılıdır.

Prof.Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre; Ulu Cami’deki bu iki kitabe birleştirildiğinde şu anlam çıkmaktadır: “Camileri ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namaz kılanlar, zekatlarını ödeyenler ve tek Allah’tan sakınanlar inşa ederler. Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran, din ve dünyanın bereketi, yüce sultan Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında, Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçeraslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç, onun zaif cariyesi, Sa’d kızı Sivasti tarafından, Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını kendilerine yad eylesin, 680 (1281) yılında emredilmiştir”.

Böylece Develi Ulu camisi’nin IV.Kılıçaslan’ın oğlu III.Keyhüsrev zamanında Göçeraslan oğlu Nasrullah ve eşi Sivasti tarafından 1281 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı oldukça sade kesme taştan yapılmıştır. Caminin kuzey cephesinde dışarıya taşırılmış, derin bir niş şeklinde giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı iç içe geçmiş iki sivri kemerle sınırlandırılmış olup, üzerinde mukarnaslı kavsarası bulunmamaktadır. Ancak içerideki kemerin üzeri kabartma motiflerle bezenmiştir. İbadet mekanı mihraba dik dört sıra halinde, dörder ayakla beş sahına bölünmüştür. Bu ayaklar birbirlerine ve duvarlara sivri kemerlerle bağlanmış, caminin üzerini örten sivri tonozları taşımaktadırlar. Bu tonozlar mihraba paralel birinci sahında doğu-batı doğrultusunda, diğer sahınlarda güney-kuzey yönüne doğrudurlar. Ayrıca mihrap önü küçük bir kubbe ile belirtilmiştir. Orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Caminin mihrabı güney duvarında olup, dışarı taşkın değildir. Duvarda kullanılan malzemelerden farklı olarak burada gri andezit taşı kullanılmıştır. Mihrap üç bordürle çevrilmiştir. Bunlar geometrik, yazı ve bitkisel kompozisyonları içeren bordürlerdir. Ayrıca mihrap beyaz mermerden burmalı sütunçelerle de sınırlandırılmıştır. Mihrabın üzeri yedi sıra halinde mukarnaslarla bezenmiş ve sivri bir kemerle de çerçevelenmiştir. Burada kıvrık dal, rumi, palmet ve lotüs ve on kollu yıldız motifleri de görülmektedir. Mihrap nişinin çevresinde geniş bir bordür içerisinde Al-i İmran Suresi’nin 18. Ayeti ile 19.Ayetinin bir bölümü yazılıdır. Ayrıca mihrap içi nişinde de Hac Suresinin 77.Ayeti; mihrap nişinin sağ tarafındaki sütun kaidesinde de Enbiya Suresinin 107.Ayeti; Mihrap nişinin solundaki sütun kaidesinde de Kalem Suresinin 4.Ayeti yazılıdır.

Caminin orijinal minberi 1933 yılında buradan alınmış, önce kayseri Müzesi’ne, sonra da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür. Bu minberin parçalarından kıvrık dallı rumi, palmet, bitkisel motifler, kufi kitabeler, sekiz kollu yıldızlarla bezendiği anlaşılmaktadır.


Aşağı Everek Fatih Cami (Develi)

Kayseri Develi ilçesinde bulunan Fatih Camisi, kitabesinden öğrenildiğine göre h.1244 (1828) yılında yapılmış bir Ermeni Kilisesidir. Develi’de Ermeni cemaatinin kalmaması üzerine uzun süre kendi haline terk edilmiş, daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek 1978 yılında camiye çevrilmiştir.

Kesme taştan yapılan caminin dış duvarlarında kırmızı tuğladan şerit halinde hatıllara yer verilmiştir. Böylece yapının kütlevi dış görünümü hafifletilmiştir. İbadet mekanı altı sütun ile bölümlere ayrılmış, bu sütunlar pandantifli merkezi bir kubbeyi taşımaktadır. Merkezi kubbe yanlardan yarımşar kubbelerle desteklenmiştir. Bezeme olarak önemli bir mimari elemana rastlanmamaktadır.


Harman Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, harman Camisi Mahallesi’nde bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre 1860 yılında Sultan Abdülmecit döneminde onarılmıştır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Giriş kapısı üzerinde mor zemin üzerine altın yaldızla beş satırlık talik yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin üzerinde Sultan Abdülmecid’in tuğrası vardır. Prof Dr. Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Alemlerin ruhu Padişah Sultan Mecid
Allah’ın gölgesi, Peygamberin vekili

Sayesinde Kayseri sakinleri bu yüce
Caminin tamirine keselerinden katkıda bulundular

Öyle güzel süslendi ki döndü bahçeye her yeri
Kemerini görseydi cennet bağının tavusu onu gösterirdi

Ey cemaat vacip oldu sizlere dua etmek
Özellikle böyle sevgi dolu mabet var iken

Ben de zihni hame-i güberle yazdım tarihini
Sen de et beş vaktini bu camiye daim mekan
h.1277 (1860)”.

Cami kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Caminin önündeki üç kubbeli son cemaat yeri Vakıflar genel Müdürlüğü tarafından restorasyon çalışması sırasında kubbeler kaldırılmış ve beton bir tavanla üzeri örtülmüştür. Son cemaat yeri dört sütunlu yuvarlak kemerlidir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin yanındaki dörtgen kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmakta olup, yakın zamanlarda yenilenmiştir.


Ali Saib Paşa Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Kiçiköy Mahallesi’nde (Aşağı Talas), Ali Saib Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu camiyi, kitabesinden Talaslı Al